09.12.2018

İran'da Ayaklanan Halk Ne İstiyor ?



İran devlet sistemindeki siyasal gücü elinde bulunduran kurumlar yukarıdaki tabloda da görüldüğü üzere karmaşık bir yapı arzeder.  Bu tabloyu tam olarak anlayabilmek için biraz geriye gidip Şii algısı ile birlikte nasıl bir Siyasal İslam düşüncesi ortaya çıkarıldığını anlamamız lazım.  İran’daki Siyasal İslamın tarihi ve sosyolojik nedenlerini bir kenara koyarsak durum kabaca şudur: hem dünyevi ve hem de uhrevi iktidarın tek sahibi Allahın Velisi olan Ali’dir. Ali’den sonra bu velayet Ali’nin neslinden gelen Kur’anı, peygamberin sünnetini ve Ali’nin izahlarını en iyi anlayabilecek ve anlatabilecek  İmamlara aittir. İmamların liderlik etmediği bütün iktidarlar gayrı meşru olduğundan bir an önce ortadan kaldırılarak dünyevi ve uhrevi iktidar gerçek sahiplerine iade edilmelidir.

Bu temel üzerine inşa edilen İmamet silsilesinin 12. İmamı olan Muhammed Mehdi hiç bir zaman halkla doğrudan temas etmemiş ve yaşadığı kabul edilen dönemde kendisini temsil eden 4 Naib üzerinden görüş ve düşüncelerini insanlara iletmişti. Dördüncü Naibin ölmesi ile de İmam Muhammed Mehdiden bir daha haber alınamadığından Şiiler İmamın gaipliğine karar verip birgün geri döneceği inancı ile beklemeye başladılar. 
İmamların iktidar sahibi olmaması durumuda iktidarlar gayrımeşru oluyorsa 1979’da İslam Devrimi ile kurulan rejimin meşruiyeti nereden gelmektedir?
Humeyni’nin, Şii düşüncesi ile Sünni düşüncesi arasındaki temel farkı da oluşturan, Zamanın İmamı (İranlıların deyimi ile İmam Zaman) ve Veli olan Fakihler (Velayet-i Fakih) yorumu, İslam Devrimini ve devrimin ortaya çıkardığı Siyasal İslamın iktidarını meşrulaştıran temel görüş olmuştur. O halde Şii düşüncesindeki iktidarın kaynağı mutlak olarak tanrısaldır ve zamanın fakihleri İmam’a niabeten Allahın yeryüzündeki temsilcisi sıfatı ile iktidarın meşru sahibidir. Velayet-i Fakih yorumuna göre Zamanın İmamı Ayetullah Ruhullah Humeyni olduğundan, Meşru İmam’ı temsilen yeryüzünde dünyevi ve uhrevi iktidarın sahibi ve toplumun rehberidir. Humeyni’nin 1989’da ölmesinden sonra bu makama gelenler ise; Zaman İmamı olmayacaklar, İran Devriminin bekçileri ve her türlü iktidarın üstünde bir güce sahip Liderler olacaktır. 

Bu düşünce, İran’ın 1979’da ilan ettiği ve bazı değişikliklerle bugüne gelen anayasal düzende tabloda gösterilen siyasal kurumları doğurmuştur. Anayasanın 6. Maddesinde özellikleri ve yetkileri gösterilen Lider İran siyasetini kendine bağlı kurumlar üzerinden kontrol ederek yönlendirir ve ülkenin dış politikası anayasal olarak Lider tarafından belirlenir.
Lidere bağlı kurumlara kısaca bir göz atalım.
Rejimin Menfaatini Teşhis Konseyi (Expediency Counsil):  Doğrudan Lider tarafından tayin edilir. Temel görevi kurumlar arasındaki uzlaşmazlık konularında kararlar vermektir.
Koruma Konseyi (Şora’yı Nigâhban, Guardian Council):12 üyeden oluşur, Mecliste kabul edilen kanunların Kur’ana ve anayasaya uygunluğunu denetler, Kur’anı ve anayasayı yorumlar, dini görüşler ilan eder, her türlü seçimde aday adaylarını elemeye tabi tutarak aday olacakları belirler.
Adalet Sistemi (Judiciary):  ülkedeki her türlü yargı gücünün bağlı olduğu kurumdur. Başında Liderin temsilcisi sıfatı ile başyargıç bulunur.
Devrim Muhafızları Ordusu (Mohafazan-I Engalab-ı Islam, Islamic Revolutionay Guards Coprs): Ülkenin askeri sistemine paralel olarak  Kara, Deniz, Hava Orduları, Füze ve Uzay Merkezi, Kudüs Gücü ve Besiclerden oluşur. İran’da sahip olduğu bu silahlı ve milis güclerin yanında, iki adet banka, sigorta ve finans şirketlerinin, çok sayıda ticaret, sanayi  ve inşaat şirketinin sahibi, emeklilik fonları üzerinden ekonomik faaliyetlerde oldukça etkin ve pek çok bonyad (dayanışma fonu)  üzerinden önemli bir ekonomik aktördür. İran’ın Irak, Suriye, Yemen, Lübnan gibi ülkelerde gerçekleştirdiği operasyonlar Kudüs gücü tarafından gerçekleştirilmektedir.

Meclis-i Hobregan (Assembly of Experts): 8 Yıl görevde kalmak üzere seçimle belirlenen 80 üyeden oluşur. Tek görevi Lideri Seçmektir. 
Bu kurumların dışındaki Millet Meclisi dahil, seçimle gelinen temsili kurumlar ve tüm devlet yapılanması ikincil konumdadır. Ülke, bu yapılanma ile diğer ideolojik devletlerde de görüldüğü üzere ağır bir bürokratik kontrol altına alınmıştır. İrak savaşı ve ülkeyi terk eden iş adamları dolayısı ile iflas eden tüm özel şirketler de devlet kurumlarına devredildiğinden ülke ekonomisi tümü ile kamunun kontrolü altına girmiştir. Kamunun kontrolü altındaki işletmeler teknolojik yenileme yapamamları, zorunlu olarak aşırı istihdamla çalışmaları, ekonomik ömürlerini tamamlamış olmaları, etkinsiz ve verimsiz çalışmaları gibi nedenlerle sürekli zarar ettiğinden 70 milyar dolar civarında bir bütçe geliri olan İran’da nerede ise gerçek vergi mükellefi yoktur. Ülke, anlamlı veya anlamsız bir şekilde uygulanan sübvansiyonlarla yürütülmekte ve toplumsal tefessüh en uçtaki ekonomik birimlere kadar yayılmıştır. Yatırım yapılabilmesi ve ekonominin büyütebilmesi ülke ihracatının % 95’ini oluşturan hidrokarbon fiyatlarının seviyesine bağlıdır. Ekonomik aktörlerin yokluğunda, siyasal sistemi işleten başta siyasal partiler olmak üzere tüm siyasal kurumlar son derece güçsüz ve örgütsüzdür. Ülkede siyasal katılmanın sıkı sıkı kontrol edilen kanallarına muhalefet ederek nüfuz etmek binbir engelle dolu olduğundan imansızdır.
Nükleer Anlaşmasının imzalanmasını takiben 2016 yılı sonunda yapılan Meclis seçimlerinde 290 milletvekilinden oluşan parlamento’nun tahsisli 4 üyesi dışındaki 286 milletvekilinden 270 temsilci batı ile daha çok ekonomik ve politik ilişki içinde olmayı öne çıkaran liberal adaylar tarafından kazanılmıştır. Benzer şekilde, muhtemelen yeni dini lideri belirleyecek olan 80 üyeli Hubregan mecisinin 70 üyesi de liberal adaylar tarafından kazanılmıştır. Ülke içinde oluşan olumlu hava siyasal adımlarla da desteklenen uluslararası anlaşmalarla (mesela Airbus ile imzalanan asla gerçekleşmesi mümkün olmayan 400 Uçak alımı gibi akla hayale sığmayacak adımlar, Total’le imzalanan doğalgaz sahalarının iyileştirilmesine yönelik çok milyarlık anlaşmalar gibi) bütçe gelirleri (belki de petrol gelirleri demek lazım) ile gerçekleştirilmesi mümkün olmayan yatırımların yapılarak iş ve aş konusunda bir beklenti oluşturulmuştu.
Bu beklentinin gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını 2016 yılı başlarında Tahran Üniversitesinde verdiğim bir konferansta anlatmış ve doğacak tahlikeye dikkat çekmiştim. Benim öne sürdüğüm temel argüman uluslararası toplumun İran’dan uluslararası sisteme daha çok entegre olma talebinin İran’ın mevcut siyasal yapılanması içinde mümkün olamayacağı idi.  Bana göre sokağa dökülen halk şimdi bu beklentilerin karşılık bulmasını istiyor. İran’da % 30’un üzerine çıkan, genç işsizlikte % 50’lerin altına bir türlü düşürülemeyen işsizlik oranları ile sistemin sürdürülebilir olarak ayakta tutulması pek de mümkün görünmüyordu, halen de görünmüyor. Hele de ekonomik şartlar bu kadar ortada iken, resmi devlet bütçesi içinde yer alan hiçbir şey elde edilemeyen 2 milyar dolarlık dış faaliyetler bütçesine insanların tahammül göstermesi çok zor görünüyor. O zaman konferasa katılan pek çok kimse bu fikirlere katılmamış, ancak birkaç öğrenci konferans sonrasında benimle özel olarak görüşmek istediklerini iletmişlerdi.

Bu durumda, İran için 10 yıl daha liberal, 10 yıl daha radikal Cumhurbaşkanlarının seçilmesini sağlayarak ülkede biriken basıncın giderilmesi pek mümkün görünmüyor, hele de her zaman liberal fikirleri ile sistem içinde kalmayı başarabilmiş Haşimi Rafsancani’nin şüpheli ölümünden sonra. Tahran Üniversitesindeki konferanslarımda; ülkenin çok derin bir şekilde bölünmüş olduğuna ve başta gençler olmak üzere İslam Devrimine derin bir kayıtsızlık birikmesine dikkat çekerek, tedrici bir geçiş ile toplumsal talepleri karşılamazsanız İran’da yeni bir devrim olur ve bu durumunda sonuçlar 1979 devriminden daha kanlı olur, böylesi bir sonuç Siyasal İslam’ın da sonunu getireceğinden İslam Dünyasının tümüne zarar verir demiştim.
Şimdi, yaklaşık 20 milyonu bulan ve Devrim Muhafızları Ordusuna bağlı Besic (milisler) göstercilerin üzerine sürülecek, sonuç daha çok kan, daha çok kinlenme. Görünen o ki; bu kez yapılan gösteriler 1998 ve 2009’da gösterilerinden daha farklı, daha derinlerde bir talep var. Gösteriler sona erdirilebilse bile bundan sonra durum; 10 yıllık periyotlarla toplumda biriken gazın seçimlerle alınarak giderilebilecek bir basınç birikmesinden farklı olacak…
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.