21.11.2017

NASIL BİR TÜRKİYE ÖZLÜYORUM

Türk Şiirinin dünyada belki de en çok bilinen şiiri Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Memleket İsterim” adlı şiiridir. Bu şiirin şöhreti kitaplarındaki yalın ama güçlü ifadesi kadar, şöhreti tüm dünyaya yayılmış, 20 dil bilen ünlü tarihçi Bernard LEWİS tarafından İngilizceye çevrilmesinden geliyor sanki. Hani şu;TheEmergence of Modern Turkey adlı başyapıtı yazan tarihçi. Bu senenin Mayıs ayında 102. Doğum gününü kutladı, Ne diyelim, Allah uzun ömür versin (!)Lewis’in çevirisindeki ifade gücü bu şiirin Türkçedeki İfade gücü kadar sağlam. Ne de güzel demiş Tarancı usta “olursa bir şikayet ölümden olsun/ if there must be complaint, let it be of death” diye. Benzer güçlü bir özlem ifadesini ırk ayrımcılığına karşı mücadelesinde milyonları peşinden sürükleyen Dr. Martin Luther KİNG’in yaptığı ünlü konuşması Benim Bir Rüyam Var’dabuluyoruz:“Benim ülkem, senin ülken… Özgürlüğün güzel yurdu… İşte söylüyorum sana: Atalarımın öldüğü toprak burası…  Şehitlerin gururu olan toprak… Her bir dağın yamacından,  Özgürlük yankılanacak...”

Bir önceki yazıdaülkemizdeki sosyal sermayenin ne şekilde tüketildiğini izah ederek, uzun sürecek ancak derhal başlanması gereken bir program yapmamızın zaruretinden bahsetmiştim. İşe; herhalde ülkeyi bir hukuk devleti haline getirerek, hukuku üstün kılarak başlamak gerekiyor. Ders verdiğim Üniversitede de benzer konuları içeren yazma ödevleri veriyorum. Bu ödevler içinde oldukça çarpıcı tespitlerde bulunan yazılar da oluyor bugün bu yazılardan birini sizinle paylaşmak isterim. İletişim Fakültesinde okuyan öğrencim Ömer BOLAT Nasıl Bir Türkiye Özlüyorum başlıklı yazısında şöyle diyor:
“Lisans okumakta olan öğrencilere bu sorunun cevabını aratmayacak bir Türkiye özlüyorum.
Üniversitelerinde gündüz kuşağı programlarının konuşulduğu değil,Tarkovsky mi Kubrick mi diye tartışıldığı bir mekan olan Türkiye özlüyorum.
Fuzuli’nin içe dönük idealist dilinin edebiyat profesörleri dışındaki insanları da âlâkadarettiği bir Türkiye özlüyorum.
İnsanın en son hangi kitabı okuduğunu hatırlamak için beş dakikaya ihtiyacı olmadığı bir Türkiye özlüyorum.
 
 
İnsanların sohbet ortamlarında üstüne fikir beyanedemediğinde utandığı konular vardır ya ;nedense bu utancın hiç Ahmet Hamdi, Stefan Zweig ya da Gogol için duyulduğuna şahitlik etmedim, fakat bir sosyal medya ‘fenomeni’ni bilemezseniz büyük bir eksiğiniz var demektir.
Toplumunun her kesimi sanatı bir lüks ya da zaman kaybı olarak değerlendirmeyen, Bach, Vivaldi veya Wagner dinlediğiniz zaman ‘Batıcı’ olarak nitelendirilmediğiniz bir Türkiye özlüyorum.
Gelecek için refah projeleri çizenler mutlaka işe siyaseti düzeltmekle başlarlar. Balık baştan kokabilir fakat toplum da temelinden çürür.Temelimizi sağlam tutabilmek için bizim önce toplumdan başlamamız, böyle bir değişim için kaliteli ögretmenler yetiştirmemiz ama, tabii,önce o öğretmenlere kıymet vermeyibilmemiz gerekir.
Türkiye’nin mütefekkirlerini yetiştirmemiz gerekir, birkültürakademisikurulmalı. Bu akademibaştaAristo’nunsöylediğigibi ‘Sanat ekmek peşinde koşarken üretilmez’ sözünden hareketle; bu sözün her türlü düşünce sistemi için geçerli olduğunu kabuledip gerekli imkânları sağlamamız gerekir.
İnsanlarımızın kimseye kul değil, vatandaş olduğu bir Türkiye özlüyorum.
Hakkını aramaktan, gerekince vergisinin hesabını sormaktan, benim paramı eğitime, akıla ve bilime değilde saraya-uçağa-arabaya neden  harcadın demekten korkmayan insanların yaşadığı bir Türkiye özlüyorum.
Hayatın anlamının siyaset-otomobil-futbol üçlüsünden daha yüce değerler ifadeettiğini bilen insanların yaşadığı bir Türkiye özlüyorum.

Gerisi yorumsuz. Ne kadar yakınında duruyoruz (!) değil mi?

 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.