09.12.2018

Mert Sofrasına Namert Gidilmez!

“Alevilerin yaptığı yemek yenmez” Bunu söyleyen bir din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni! Umarım budalalık bulaşıcı değildir de bu kirli zihniyet, eğitmekle mükellef olduğu pırıl pırıl beyinlere bulaşmaz!

Aslında branşın isminde de bir sıkıntı var gibi. “din kültürü ve ahlak bilgisi” yerine “DİN ve AHLAK BİLGİSİ” olması lazım. Zira birtakım kültürel safsatalarla değil de “bilerek” din anlatılsa idi bu talihsiz cümle kurulmazdı. Gerçi bilmek çözüm mü emin değilim. Zira “AHLAK” öğrenilecek bir şey değil. Bu ahlaksızlığın izahı yok. Karakter fukaralığı olsa gerek.  Bu bambaşka bir konu ayrıca bir gün yazarız. Gelelim asıl meseleye;

Alevilerin yaptığı yemeğin yenmeyeceğini söyleyen adam(!) Sırbistan’dan ithal edilen, İslami usullere göre kesilmeyen eti yiyor,

Ecnebi üretimi şişirilmiş tavuğu yiyor,

Geliriyle Müslüman katledilen kolayı içiyor,

Fransız üretimi sütü, peyniri, yoğurdu yiyor,

İsviçre üretimi çikolatayı yiyor,

Tamamına yakını yabancıların üretimi olan abur cuburu yiyor,

Gavurun pizzasını yiyor, sakızını çiğniyor,

Yağından, hazır çorbasına, zeytininden mayonezine gayrimüslim üretimi olan her HALTI yiyor.

Sadece kendi yese iyi, bebek maması diye çocuğuna yedirdiği gıdaların tamamına yakını gayrimüslim ülkelerin üretimi.

Hatta vaktiyle bu ahlak fukarasına birileri “Alevilerin yaptığı yemek yenmez” diye sallamış, onu bile yemiş!

Bu kadar naneyi(!) yedikten sonra sen Alevilerin yaptığı yemeği mi yiyemedin hoca?

Şeyhinin sümüklü mendilini, ağzını sildiği peçeteyi yiyeni bile gördü bu gözler.

Böyle istismara açık beyinleri böyle mesnetsiz fikirlerle doldurup, bize birbirimizi “yediriyorlar” valla afiyetle de yiyoruz. Bakınız Ortadoğu. Senin ne din kültürün ne de AHLAK bilgin tamamlanmış hoca! Sen bilmiyorsun ki öretesin!

Bir hikâye anlatayım yeri gelmişken.

Babam emekli itfaiyeci, anılarını anlatıyor bir gün. Bir köyde yangın çıkıyor, Sünni bir köy, birkaç hayvanın ahırı yanmış. Köy şehir merkezine bir saat uzaklıktaymış. Dedi ki “dört ya da beş saat yangını söndürmekle uğraştık, susadık, açız, yorgunuz. Muhtardan iki lokma bir şeyler ikram eder diye bekledik. Ne muhtar ne köylüden biri bir bardak su dahi vermedi bize. Aradan bir iki ay geçti hiç unutmam Ramazan ayıydı. Bir alevi köyünde yangın çıkmış, yangın köydeki evlerin yarısına sıçramıştı biz yetiştiğimizde. İftar saati yaklaşırken birkaç kişi geldi bizi köy odasına çağırıyor yemek yememiz için. Evler yanmış ortalık toz duman. Küller içinde. Gittik ki odada bir ziyafet sofrası. Buyurun önce iftarınızı edin dediler. O hengâmenin içerisinde bizi düşünüp iftar sofrası hazırlamışlar. Çok şaşırdık. Daha iki ay önce Sünni köyde bir bardak su vermemişlerdi, alevi köyünde ise insanlar evini barkını umursamayıp Ramazan olduğu için bize iftar sofrası hazırlamış.”
 
Nifak kaşığı ile helal lokma yiyemezsin. Sen Alevilerin yaptığı yemeği yeme hoca! Mert sofrasına namert gidilmez! Ne diyordu o güzel Alevi türküsünde “deyyusun yüzüne deyyus denir mi?” Ahan da yüzüne dedik gitti hoca!

 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.