24.05.2018

Sükût Altın Mı?

Aycan Şap'ın yeni yazısı Sükût altın mı? haberayyıldız farkıyla sizlerle...


Hemen hemen herkesin bildiği bir atasözüdür “söz gümüş ise sükût altındır” 
Hiç sanmıyorum. Söylemediğimiz, sustuğumuz, susturulduğumuz her meselenin sonucu bizlere hem toplumsal olarak hem bireysel olarak psikolojik buhran ve patlama olarak geri dönüyor. Susup biriktirdiklerimizi atacağımız zaman ise ne bir muhatap ne de mecra bulamıyoruz. Bulduklarımız ise erki elinde tutanlar tarafından ya yasaklanıyor ya sınırlandırılıyor ya da cezalandırılıyor. 
***
Öğretilmiş yahut öğütlenen dışında konuşmak yasak. Konuşulamayan her düşünce hafızamızın içinde kısırlaşıp tükeniyor. Bu kısıt ne yazık ki yetiştirilişimizden itibaren ailede başladığı için, toplumsal olarak bu baskının kabullenilip hazmedilmesi çok daha kolay oluyor.
***
Kendi öz akrabasının hatta abisinin babasının tacizine uğramış bir çocuk bunu kimseye anlatamaz mesela. Eller ne der sonra? Rezil oluruz değil mi? Hatta daha da fazlası, taciz edilenin toplumda adı bile çıkar. Adeta suçlu oymuş gibi işaret edilir. Bu konu aile içinde bizzat ebeveynler tarafından bastırılıp kapatılır. Asla konuşulmaz, konuşulmamalı! Yanlışa yanlış, sapığa sapık denmemeli. Böylece suç cezasız kalır, cezasız kalan her suç gibi zamanla alışılır, normalleşir ve hazmedilip gider. Tek bir kişi dışında, mağdur! O asla unutmayacaktır!
***
Ait olduğu ya da farkında olmadan ait hissettirildiği bir cemaat, topluluk, kurum, lokal ve hatta siyasi parti her neyse adını siz koyun, bir hata yaptığında, illegal işlere bulaştığında, ahlaksızlık yaptığında bu kesinlikle dışarı sızdırılmamalıdır! Şikâyet edilmez. Konuşulmaz! Çünkü öyle ya kol kırılır yen içinde kalır. Hadi içinde kalsın diyelim, fakat bunlar kendi içlerinde dahi tartışılmaz, yargılanmaz ve hatta yadırganmaz. Es kaza biri sesini çıkarmaya görsün. Yanlışa karşı çalışmayan ceza mekanizması yanlışa “BU YANLIŞ” diyen için anında çalışıverir. Ve birden bire suçu işaret eden, konuşan suç işlemiş muamelesi görür. Ceza bile verilir, gerek psikolojik gerekse fiziksel olarak. 
***
Hiç anlamam oldum olası, üniversite öğrencisi siyasetten, siyaset konuşmaktan neden korkmalı? Oy verme yetisi olan, oy isteneceği zaman ayrıcalıklı hedef kitlesi olarak belirlenen, özel bir propaganda dahi geliştirilen bu gençlere siyaset konuşmak yasaklanmıştır. Yasaklanmasa ne olur ki, öğrenci kendisi de konuşmaktan kaçınır. Zira rektörü, dekanı, hocası herhangi bir siyasi oluşuma yakın olabilir ve öğrenci, haliyle başı derde girmesin diye konuşmaktan kaçınır. Afişe edilmek istemez. Etiketlenmek istemez. Göze batmak istemez. 
***
Hali hazırda yaşadığımız dönem bütün bunların Nirvana’ya ulaştığı bir dönem. Konuşamıyoruz! Herhangi bir kesim olarak ayırt etmeye de gerek yok. Öğrenci, esnaf, memur, ev hanımı, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, ya hu hatta muhalefet partileri ve liderleri hiç fark etmiyor. İktidarın yaptıklarını alkışlamıyorsan, yanlış politikasına yanlış diyorsan, eleştiriyorsan, itiraz ediyorsan, hakkını arıyorsan konuşamazsın! Konuşturulmazsın da zaten. Kendini ifade edecek bir alan bulmaya gör, gözleri üzerinde olan erk sahipleri dayanır kapına. (tecrübe ile sabittir)
***
Tüm millete, tüm ülkeye hitap eden, erişen bir lider kendi gibi düşünmeyen, kendiyle hareket etmeyen herkesi rahatça “hain” ya da “terörist” ilan edebiliyorken “halkı kin ve nefrete teşvik” olmaz, halkı ayrıştırmış olmaz iken, sıradan bir vatandaşın altı üstü birkaç kişiye erişebilecek şekilde yaptığı bir sosyal medya paylaşımı halkı kin ve nefrete teşvik olarak nitelendirilip cezalandırılıyor. Öyle teröristlik, hainlik gibi bir itham da yok üstelik. Mesele kendi hatalarının dillendirilmiş olması. Mesele konuşmuş olmak. Konuşmayacaksın! 
***
Toplumun bu gün geldiği bu hararetli, öfkeli ve hırçın ruh halinin sebebi, bu güne kadar konuşamamış ya da konuşturulmamış olmasıdır. Meselelerin üzerinde tartışamayan/tartıştırılmayan insanlar alternatif fikirlerden ve çözümlerden bihaber kalarak gittikçe algı eşiklerini yükseltip, karşı fikirden olan herkese saldırır olmuş durumdadır. İtiraz etmedikçe, konuşmadıkça suç işleyenler, işledikleri suçu meşrulaştırmaya devam edecek. Ve hatta hali hazırda yaşadığımız gibi yasallaştıracak. Bu gün sessiz kaldığımız bir yanlış, on yıl sonra çoluk çocuğumuzun başını ağrıtacak. Zira bugün bizim yaşadıklarımızın mümessili bizden öncekilerin susması/susmaya alıştırılması, konuşmaktan korkması değil mi?  O yüzden sükût altın falan değil, düpedüz bencilliktir!
***
Haksızlık zulümdür. Zulüm zulmettir. Zulmet karanlıktır. Karanlık anca adaletle aydınlanır. Haksızlığa uğrayan mağdur ve mazlumdur. Haksızlık karşısında eliyle, diliyle, kalbiyle harekete geçip engelleme çabası olmayan haksızlık yapan kadar mesuldür. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır… (Ebu Ali el Dekkak) 
***
Çok değerlidir atasözlerimiz elbette. Birer-ikişer kelimelik kocaman nasihatlerdir. Fakat şu sıralar sükût gerçekten altın mıdır pek emin değilim. Konuşmak değil, ne zaman ve ne konuşmak gerektiği bilinirse altın değerinde sözler vardır. Sükût ise beş para etmez ve sadece korkaklıktır. 

Aycan ŞAP
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.