16.10.2018

Adolf Recep Gannuşi

Bana, Adolf Hitler mi olmak istersin, Raşid Gannuşi mi diye sorarsanız, hiç düşünmeden Mustafa Kemal Atatürk olmak isterim derim.
 
Aynı soruyu, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sorarsanız eğer, yine hiç düşünmeden “Gannuşi olmak ister ama içten içe Hitler olamamanın ezikliğini yaşar” derim.
 
“Bunu da nereden çıkarıyorsun” diyebilirsiniz.
 
Şuradan çıkarıyorum:
 
Erdoğan, kendisine danışmanlarınca hazırlanan konuşmalarını yaparken, karşıtlarının kavramları olan; “demokrasi, özgürlük, aydınlık” gibi kavramları dile getiriyor, karşısındakilerin kendisine söylediği kavram olan “faşist” sözcüğünü de onlara karşı kullanmaktan çekinmiyor.
 
Yazılı konuşmalara bakarsanız; laik, demokratik, çağdaş, barışçı ve aydınlıkçı düşünceye sahip bir liderin Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine, hatta onun da üzerine çıkarmaya çabaladığı bir tablo var sanırsınız.
 
Oysa, yazılı olmayan konuşmalarında ve icraatlarında, hemen hemen her uygulamasında ve planlı davranışlarında tam tersi bir durumun ortaya çıktığını görüyoruz.
 
Dolayısıyla, beyefendinin varlığı; söylemde Gannuşi, eylemde Hitler olarak kendini göstermekte.
 


GANNUŞİ

 
Gannuşi Tunuslu bir düşünür ve siyasetçi, İslamcı En Nahda (Diriliş) Hareketi’nin “bilge ve âlim” lideri.
 
'Medeniyet Yolumuz', 'Batı ve Biz', 'Filistin Sorunu Yol Ayırımında', 'Kuran ile Müslümanların Gerçeği Arasında Kadın' ve 'İslam Devletinde Yurttaşlık Hakları' gibi kitapların yazarı.
 
Gannuşi’nin liderliğini yaptığı En Nahda, Arap dünyasının en etkili partilerinden biri ve Tunus’un demokrasiye geçişindeki en temel güç.
 
New York Times’daki bir makalesinde, Gannuşi:
 
“Tunus’taki mücadele, İslamcılarla seküler çevreler arasında değil, demokrasi ile despotizm arasındadır” diyordu.
 
Gannuşi liderliğindeki Nahda, İslamcı parti kökenini aşarak müslüman demokratların partisi olmayı temel alan yeni bir kimlik  benimsedi, din ve siyaseti birbirinden ayırma kararı aldı.
 
Gannuşi, Nahda için: “Bu kurum artık hem siyasi parti hem de toplumsal hareket kimliğini taşımayacak. Tüm kültürel ve dini etkinliklerini sonlandırıp yalnızca siyasete odaklanacak” dedi.
 
“Modern bir devlet; ideolojilerle, büyük sloganlarla ve siyasi kavgalarla değil, uygulanabilir programlarla işler...” diyen de Gannuşi’den başkası değildi.
 
Gannuşi, dini siyasetten özgürleştirerek siyasal islamı reddetti ve islami düşüncenin niteliğini değiştirdi.
 
 
İyiler varlıklarıyla kendilerini gösterirler, fazla söze gerek yoktur, dolayısıyla Gannuşi’yi anlatmaya bu kadarı yeter.
 
Kendisine iyi bir imaj çizmek isteyen islamcı lider, Gannuşi gibi olmak ister.
 
 
HİTLER

 
“Ari Irk” kavramını üreten, Yahudileri baş düşmanı gören,toleranssız ve kin dolu, fantezi hayat yaşamaya hazır bir karakter.
 
Adolf Hitler, 1920’de, Nazi olarak bilinen Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ne katıldı.
Çok iyi konuşmacıydı, diktatör tavırlarına karşı eleştiriler gelmeye başlayınca 1921’de partiden istifa etti ama sonrasında ihtiyaç duyularak tekrar geri çağrıldı.
 
Daha işin başında, Milliyetçi Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP)için  SA adlı silahlı bir örgüt oluşturdu.
 
SA “Sturmabteilung”(Paramiliter Askeri Örgüt), partinin ilk silahlı milis kuvvetiydi.
Sarı ve kahverengi üniformalar giyerler, “Kahverengi Gömlekliler” olarak anılırlardı.
SA büyük bir silahlı örgüttü.
Üye sayısı zamanla 3.5 milyona kadar çıkmıştı.
 
Hitler bu güçlere dayanarak, Kasım 1923’te bir halk ayaklanması yaratarak Münih Birahanesi’ni bastı İhtilal ilan etti.
Ertesi gün2000silahlıSA “Kahverengi Gömlekli” vurucu milise Bavyera Hükümeti’ni ele geçirmesi için liderlik etti.
Başarılı olamadı, yakalandı ve 1 Nisan 1924’te yargılanarak 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Landsberg’de hapse atıldı ancak, 9 ay gibi kısa bir sürede dışarı çıktı.
 
1929’da dünya çapında bir ekonomik kriz olan büyük buhran gerçekleşti.
 
Genelde işler kötüye giderken Adolf Hitler kendi açısından ilerleyerek, Nazi partisinin kuzey bölgesi sorumlusu Gregor Strasser’in de yardımıyla parti üyeliğine yükselmeyi başardı.
 
Adolf Hitler SS “Schutzstaffel” (Koruma Takımı) adlı ikinci silahlı örgütü kurdu.
 
Hitler, “Siyah Gömlekliler” de denilen SS'in yaratılış amacını 1934 yılında Himmler'le bir konuşmaları sırasında şöyle ifade ediyordu:
 
'Gelecekte halkla olan ilişkilerinde gerekli olan otoriteye ancak askeri karakterle sahip olunabilir”.
 
Ulusal aciliyet durumunda SS iki şey için kullanılacaktır:Ordu Başkomutanlığı emrinde “askeri kanun ve yöntemlere bağlı kalacak”, politik açıdan da “NSDAP'ye bağlı olacak”tı.
 
Adolf Hitler’in davası, kavgası, iddiası şuydu: “Ülkeyi Yahudiler ve komünistlerden arındıracak, Almanları bir araya getirerek Almanya’yı Avrupa’nın lokomotifi yapacaktı”.
 
13 Mart 1932’deki seçiminin sonucunda Hindenburg %49.6, Hitler % 30.1 oy aldı.
 
Hitler “Başbakanlık” istiyordu.
 
Kendisine koalisyon hükümetinde önerilen Başbakan Yardımcılığı teklifini reddetti.
 
Hindenburg’un Hitler’i başbakan olarak atamayı reddetmesinin sebebi, Hitler’in hükümetin başına geçtikten sonra diktatörlük yapacağından korkmasıydı.
 
Sonunda 30 Ocak 1933’de Cumhurbaşkanı Hindenburg, Hitler’i koalisyon hükümetinde Başbakan olarak atamaya karar verdi.
 
Hitler’inilk hedefi, önündeki (muhalefet partileri vb.) engelleri kaldırmaktı.
 
Reichstag,  Adolf Hitler'in Almanya'nın başına geçişine kadarki Almanya Parlamentosu'nun toplandığı yerin adıydı.
 
27 Şubat 1933’te Reichstag’da (Naziler tarafından gerçekleştirildiğine inanılan)büyük bir yangın çıktı ve Reichstag  tamamen harap oldu.
 
Hitler, (kumpas kurarak) “yangını üstlenenin komünist olması”bahanesiyle Reichstag’ın tüm komünist vekillerini tutuklattı.
 
Cumhurbaşkanı Hindenburg’dan da mevcut Nazi hükümeti yetkilerine, “Alman ırkına tehdit oluşturabileceğini düşündükleri insanları ortadan kaldırma hükmü”nüneklemesini istedi ve istediğini elde etti.
 
Bunlara ek olarak Cumhurbaşkanlığı, Nazi Hükümeti’ne, politik müttefiklerinin propaganda amaçlı serbest konuşma yapmalarını yasaklama yetkisini de verdi.
 
Bu avantajlara rağmen Naziler 5 Mart 1933 seçimlerinde oyların yalnızca %44 ünü almayı başarabildiler.
 
Komünist vekillerin saf dışı edilmesine rağmen, Hitler hala çoğunluğu yakalayamamıştı.
 
23 Mart 1933’te bir yapılanma hareketi gerçekleştirildi.
 
Bu yapılanma hareketi, yasama yetkilerini 4 yıllığına Reichstag’dan alıp Hitler’in kabinesine devretmeyi içeriyordu.
 
Sonunda “diktatörlük güçleri” yasal bir şekilde Adolf Hitler’in eline geçti.
 
14 Temmuz 1933’te Adolf Hitler, Nazi partisinin Almanya’daki tek izin verilen politik parti olduğunu içeren bir kanun ilan etti.
 
Politik partiler ve ticari birlikler de dâhil,Nazi olmayan organizasyonların tümü dağıtıldı.
 
Cumhurbaşkanı Hindenburg yaşlanıyordu.
 
Eğer Hitler Hindenburg’un varisi olarak adlandırılacaktıysa, askeriyenin desteğine ihtiyaç vardı.
 
1934 Mayıs’ında Hitler, Kara ve Deniz Kuvvetleri’nin Komutanlarına, eğer kendisini Hindenburg’un varisi olarak görerek ona destek verirlerse, SA’nın sonunu getireceğini söyledi.
 
Kara ve Deniz Kuvvetleri’nin Komutanları, Hitler’in teklifini derhal kabul ettiler.
 
Bunun üzerine Hitler gözünü bile kırpmadan SA’ları ortadan kaldırdı.
 
Adolf Hitler’in, iktidar yolculuğunda büyük görevler üstlenen, “Kahverengi Gömlekliler” olarak da bilinen “Sturmabteilung” ya da kısaca SA denilen vurucu milislerini ortadan kaldırttığı gece “Uzun Bıçaklar Gecesi” olarak anıldı.
 
Operasyon gecesi Hitler, kendisini dinleyen kalabalığa, SA’yı “dünya tarihindeki en büyük ihanet” ile suçladığı konuşmayı yaparken, emrindeki Naziler de Almanlara, “SA’nın darbe hazırlığında olduğunu” yaymıştı.
 
Hitler katliam sonrası muhalefeti ortadan kaldırmak için bir kararname yayımlamıştı.
 
“Gesetzüber Maßnahmen der Staatsnotwehr” adlı kararname ile 30 Haziran – 2 Temmuz 1934 tarihleri arasında Nazi paramiliter gruplarının eylemleri meşru müdafaa kapsamına alınarak hukuka uygun kabul edilmişti.
 
Hitler’in yayımladığı tek cümlelik kararnamede şunlar yazılıydı:
 
“Vatan hainliğindeki saldırıları önlemek için; 30 Haziran, 1 Temmuz ve 2 Temmuz 1934’te alınan tedbirler, hukuk devletinin kendini savunması olacaktır”.
 
“Kahverengi Gömlekliler” diye anılan SA birliklerinin tüm üst düzey subaylarını "Uzun Bıçaklar Gecesi" diye adlandırılan gecede kendi korumalığını yapan “Siyah Gömlekliler” olarak anılan SS birliklerine ve “Gestapo” askerilerine öldürttü.
 
Cumhurbaşkanı Hindenburg’un 2 Ağustos 1934’te ölümü üzerine Hitler, “Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık ofislerinin birleşmesi” konusunda kabine ile ortak bir karara vardı.
 
Ordunun da desteğini ardına alan Hitler, bütün silahlı kuvvetlere, kendisine bireysel olarak sadık kalacaklarına dair ant ettirdi.
 
Yapılan plebisitle halkın %90’ının değişiklikleri onaylaması üzerine “Lider ve Devlet Başkanı“ oldu, “Cumhurbaşkanı” sözcüğü kaldırıldı.
 
Nazileşme dönemi.
 

Hitlerin idaresi altındaki bu yıllarda, sansürler iyice arttı, radyo, basın, filmler, kitaplar ve hatta sanat sansür altında kaldı.
 
Hitler, sendikaları da kapattı ve yerlerini merkezileşmiş işçi cepheleri aldı.
 
Kiliseler baskı altında tutuldu ve Nazi karşıtı vaaz veren papazlar sıklıkla Gestapo tarafından tutuklanarak toplama kamplarına gönderildi.
 
Tüm gençlik kurumları dağıtıldı ve Hitler’in gençlik organizasyonu başlığı altında yeniden düzenlendi.
Bu dönemde Hitler, Alman ekonomisini savaşa doğru sürükledi.
 
Çeşitli yollarla finans bulundu, fonlara el konuldu, banknotlar bastırıldı, hükümet bonosu ve krediler üretildi.
 
Hitler adli gücü eline geçirdi ve artık Alman yasaları bizzat kendisiydi.
 
Nazi rejimi için uygun olmayan herhangi bir yargı hemen ortadan kaldırılıyordu.
 
Bu dönemde “özel mahkemeler” ve “halk mahkemeleri” olarak 2 tür mahkeme tanımlandı.
 
Özel mahkemeler politik suçlar içindi,
 
Halk mahkemeleri ise ihanet suçlamaları içindi.
 
Bu iki tür mahkeme de Nazi Partisi kontrolü altındaydı ve bu mahkemelerde adil yargılama mümkün olamıyordu.
 
Hitler’in kendi ölçeğinde, özel tanımlar içerisindeki başarısında ve Nazileşme İdeolojisinin gelişiminde,unutulmaması gereken çok önemli bir unsur daha yer alıyordu:
 
Josseph Goebbels’in özel teknikleri.
 
Gobbels, çağının en büyük yalancısıydı.
 
Alman halkının zafiyet ve hassasiyetlerini iyi tahlil ederdi.
 
“Büyük Yalan Teorisi” tekniğini kullanmada bir numaraydı.
 
Tekniği şunları içeriyordu:
 
İnsanların beyin tembelliğine dayanarak hareket edin.
Bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, halk o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser.
Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur.
Halk, büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır.
Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin.
Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır.
Asla kabahat ve suç üstlenmeyin.
Kendinizi savunmak yerine sürekli karşınızdakileri savunmada bırakın.
Sadece bir rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyi O’nun üzerine yıkın.
Önemli olan aydınlar değil kitlelerdir. Çünkü onları kandırmak kolaydır. 
Böylece, sizlere ülkemizde yaşananlar açısından çok tanıdık gelecek aşamaları özetle aktardıktan sonra Hitler’in hikayesini de burada tamamlamış olalım.
 
Başlığımızı “Adolf  Recep  Gannuşi” olarak belirlemiştim.
 
Adolf Hitler mi olmak istersin, Raşid Gannuşi mi diye sorarsanız, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Gannuşi olmak istediğini söyler ama Hitler olamamanın ezikliğini yaşar” diye yazmıştım.
 
“Bunu da nereden çıkarıyorsun” diye düşünebileceğinizi belirttikten sonra,
 
“Şuradan çıkarıyorum” diye devam etmiştim.
 
Yukarıda anlatılan olaylar, kavramlar ve tarih kesitlerinden sonra, nereden çıkardığımın anlaşıldığını umarak;
 
Türk milletinin tarihsel köklerinde yer alan “Yaşam Ağacı”nın vatan topraklarında yaşayan hepimize bu gücü vereceği,
Her şeyin iyi ve güzel olacağı,
İyilerin kötüleri yeneceği,
İyilik enerjisinin tüm olumsuzlukların üstesinden geleceği,
 
Mutlu, sağlıklı, varlıklı ve huzurlu yıllar diliyorum.
 
 
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.