16.11.2018

İsim Şehir Hayvan

Çocukluğumuzda oynadığımız “İsim-Şehir-Hayvan-Bitki” diye bir oyunumuz vardı.

Güzel zaman geçirirdik, hafızamızı geliştirir, bilgimizi tazeler veya çeşitlendirirdik.
 
Aslında oyunun ruhunu hissetmeye çalıştığımda, içinde insan olduğunu duyumsuyorum şimdi.
 
Önümüzde bir yerel yönetimler gündemi var ve bu oyundan hareketle kentlerimizi tanımamıza yarayacak yeni bir oyun aklıma geldi: “Beton-Şehir-Asfalt”.
 
Bu oyuna başlarsak, oyuna katılan arkadaşlarımızdan, saniyeler içerisinde, beton ve asfaltla kaplanmış onlarca şehir adı gelecektir.
 
Eğer “Beton-Şehir-Asfalt” oyununa bugünlerde, kentlerimizi tanımlamak adına, “bitki ve hayvan” eklersek, cevaplama süresinin çok açılacağını ve hatta “insan” eklememiz durumunda cevap bulmakta zorlanacağımızı düşünüyorum.
 
Son 20 yıla yakın zamandır, çoğunluğu elinde tutan AKP belediyelerinin yerel yönetim anlayışı, şehir merkezlerimizi; beton ve asfalt kıskacında, doğadan uzak, bitki ve hayvandan arınmış, dolayısıyla da, insanı yok sayan ve doğa anlamında yalnızlaştıran, nefes alınamaz alanlara çevirmiştir.
 
Üzülerek belirtmeliyim ki bu anlayış, diğer partilerin belediyecilik anlayışına da sirayet etmiştir.
 
Çok basit bir istatistiki veri sunacağım ve şaşıracaksınız.
 
Türkiye’de kişi başına düşen yıllık tüketim miktarları; buğdayda 250 kg, Çimentoda ve Asfaltta yaklaşık 1000’er kg’dır. Şehir bazında baktığımızda 1500 kg düzeyine çıkan yerel yönetim birimlerimiz bulunmaktadır.
 
Buğday, doğayı ve insanı ifade ederken, beton ve asfalt, her ne kadar uygarlık olarak sunulsa da, doğal olmayan ve insanları içinde boğan bir sunî sistemi temsil etmektedir.
 
Oysa, temel alınması gereken, “insan” ve “doğa”dır.
 
İnsanın temel alınmadığı bu belediyecilik anlayışı sürdürülemez ve sürdürülmemelidir.
 
Sürdürülürse, bugünden geleceğe, insana dair olumlu yönde bir gelişme olmayacağı gibi, insan yaşamının iyileşmesi anlamında daha da kötüye gidileceği ve ekosistemin günden güne bozulmaya devam edeceği kesindir.
 
TDK Sözlüğü’nde, Ekosistem şöyle tanımlanıyor: “Belirli bir alanda bulunan canlılar ile bunları saran cansız çevrelerinin karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik arz eden ekolojik sistemler”.
 
Önümüzdeki yerel seçimlere dair söz söyleyecek tüm unsurları, tabii ki özellikle muhalefet unsurlarını, ekosistemi koruyacak ve güçlendirecek bir yaklaşımla, insanı temel alan bir anlayışla hazırlanmaya ve halkın karşısına bu hazırlıkla çıkmaya çağırıyorum.
 
Bu anlamda, kentleri yönetme isteğindeki yeni temel yaklaşımların şunlar olabileceğini düşünüyorum:
 
Halkın kararlara katılımını gözetecek biçimde oluşturulacak demokratik ve şeffaf mekanizmalar kurulmalı,

Ulaşımda, ısınmada, soğutmada ve elektrik kullanımında, enerjisini kendi üreten, ürettiği enerji ile kendini var edebilen bağımsız, iklim dostu bir kent hedeflenmeli,

Kentsel dönüşümün rant için değil, insan yaşamının güven içerisinde kolaylaşması ve güzelleşmesi için yapılacağı bir anlayış esas alınmalı,

Çevreye doğaya ve insana saygılı, ekonomik kalkınma ile çevrenin korunması ilkeleri arasında uzlaşan, sürdürülebilir şehircilik anlayışına sahip olunmalı,

Kent insanının; sosyal, kültürel, ahlaki ve ruhsal gelişimine, kişisel refahına yönelik kentsel koşulları oluşturmayı amaçlamalı,

Doğal, tarihi ve yerel karakteristiklerinin korunup yansıtılmasına özen gösterilen bir kent tasarlanmalı,

Kentin; ticari, konut ve tesisleri kadar önemli ve temel parçaları olan, toplum için yaşama mekanı oluşturan, kolektif yaşama kapı aralayan, insan boyutunu olaya katan; açık alanlar, kaldırımlar, küçük sokaklar, bulvarlar, meydanlar, parklar, oyun alanları, trafikten arındırılmış bölgeler ve bahçelere sahip bir yapılaşma planlanmalı,

Yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk ve engelli gibi bir çok kategoride kent insanının; yaş, cinsiyet, ırk, mezhep ve bedensel/zihinsel yeteneklerine bakılmaksızın tümüyle, kentteki tüm sosyal aktivite ve olanaklara katılımı esas alınmalı. 

Genel olarak esaslarını sunmaya çalıştığım bu maddeler çok daha fazlasıyla detaylandırılabilir ve çeşitlendirilebilir.
 
Dünyada gündeme gelen, yukarıda unsurlarını paylaştığım; “Eko Belediyecilik” (The Eco-Municipality), “Yavaş Kent” (Cittaslow), “Sıfır Enerji Kenti” (Zero Energy City), “Sıfır Karbon Kenti” (Zero Carbon City), “İklim Dostu Belediyecilik” (Climate Friendly Municipality) gibi, şehircilik anlayışına dair bir çok kavram ve konseptten de söz edilebilir.
 
Kısaca ve özetle anlatmak istediğim şu:
 
Önümüzdeki yerel yönetimler seçimlerine, klasik belediyecilik söylemleriyle, asfalt-beton-imar üçlemesi çerçevesine hapsolarak hazırlanılır veya bir başka deyişle bu hazırlıksızlıkla çıkılırsa, AKP belediyeleri karşısında başarı, elde edilmek istenilen derecede mümkün olmayacaktır.
 
İktidar karşıtı siyasi partilerin bu seçimlerde başarılı olabilmeleri veya başarı oranlarını artırabilmeleri, yeni söylemler ve eylemler geliştirmelerine bağlıdır.
 
Yeni söylemler ve eylemler de; “insan”ı temel alan, doğayı seçen, ekosistemi koruma ve iyileştirme sözü veren yapıda kurgulanırsa geçerli olur ve güç sağlar.
 
Yerelde iktidar olmak, genelde iktidar olmanın yolunu açacaktır.
 
İktidar olmak isteyenlere naçizane önerilerim bunlardır.
 
Beton-Asfalt-İmar şehirciliğine karşı olan tüm yerel güçlere başarılar diliyorum.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.