14.12.2017

Oyun Teorisi ve Kaos Oyunları

2001 yılı yapımı olan Akıl Oyunları (A Beautiful Mind) filmini izleyenler “Oyun Teorisi” adıyla bilinen Teori’nin, Profesör John Nash tarafından, filmdeki canlandırmayla, nasıl geliştirildiğini anımsarlar.
 
Oyun Teorisi’nin, “Kazan-Kazan” (Win-Win) olarak herkesin ağzına pelesenk olan gelişkin hali aşağı yukarı herkesçe bilinir.
 
Bu yazımda size Oyun Teorisi’nden bahsederek, her kurduğu oyunu “Vinnnnn-Vinnnnn” nidalarıyla halka yutturmaya çalışan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AKP iktidarı temsilcilerinin oyunlarının nerelere vardığını anlatmaya çalışacağım.
 
 
“Oyun Teorisi”, kısaca:
 
Stratejik karar verme konusunu inceleyen bilim dalının adıdır,
İki veya daha fazla kişiden/kurumdan birinin hareketinin sonucunun, sadece kendi hareketine değil, diğer oyuncuların da hareketlerine bağlı olduğu durumları analiz etmek için kullanılan bir tekniktir ve belirsizlik ortamında karşılaşan rekabet halindeki tarafların birbirlerine karşı stratejilerini yarıştırdıkları bir karar problemidir.
 
Oyun Teorisi, farklı bilim dallarında farklı biçimlerde kullanılabilir hatta insan hayatı dahi bir oyun olarak kabul edilebilir.
 
Her birey, diğer bireylerle karşılıklı bağımlılık içinde kararlar alır.
 
Bireylerin; ulaşmak istediği hedefler, bu hedeflere ulaşmak için kullandığı stratejiler ve hedeflerine ulaştığında elde ettiği sonuçlar vardır.
 
İnsanoğlunun yürüdüğü yol, bazen diğer insanlarla işbirliğine girmesini, bazen de çatışmasını gerektirir.
 
Dolayısı ile, insanların etkileşim içinde olduğu her durum Oyun Teorisi’nin konusu içindedir.
 
“Modern Oyunlar Teorisi”, 1940’lı yıllarda büyük matematikçi John Von Neumann tarafından geliştirilmiştir. Amacı, “savaş”tan, “piyasada rekabet”e kadar her konuda stratejik etkileşimin genel mantığını kavramaktır.
 
Von Neumann, ekonomist Oscar Morgenstern ile birlikte, hem oyunları matematiksel olarak temsil etmenin genel bir yöntemini bulmuş, hem de oyuncuların çıkarlarının birbirine taban tabana zıt olduğu, yani birinin kazandığını diğerinin kaybettiği oyunlar için sistematik bir yaklaşım biçimi sunmuştur.
 
Oyun Teorisi’nde iki temel model bulunmaktadır:
 
Sıfır toplamlı model; bu modelde taraflardan birinin kazancı doğrudan bir diğerinin kaybı anlamına gelmektedir.
 
Sıfır toplamlı olmayan model; bu modelde ise her iki tarafın da kârlı olabileceği denge durumları söz konusu olabilmektedir.
 
Bu modellerden çıkan sonuçlar kendisini;  Kazan-Kazan, Kazan-Kaybet, Kaybet-Kaybet biçiminde göstermektedir.
 
Bu modellerin uygulandığı en önemli alanlardan biri, toplumsal yaşamın sürdürülebilirliği konusundaki temel düzlem olan ekonomi alanıdır.
 
Ekonomi alanında uzun yıllar (Nash’e kadar), ekonominin babası olarak görülen İskoç filozof Adam Smith’in: ‘Her insan kendi çıkarını düşünür ve ona göre hareket ederse toplumun refahı da aynı şekilde artar’ görüşünden hareketle teoriler üretilmiştir.
 
1949 yılında henüz 21 yaşındayken yazdığı bir makalesiyle, tam 45 yıl sonra ekonomi dalında Nobel Ödülü kazanan Profesör John Nash, makalesinde, insan doğasına dair birçok şeyi daha iyi anlamamızı sağlayan orijinal fikirlerden bahsederken, Adam Smith’in senelerdir geçerli olan ekonomi teorisindeki eksik bir noktayı açıklamıştır.
 
Nash, herhangi bir stratejik etkileşimde, bir oyuncunun en iyi seçiminin (hamlesinin), öteki oyuncuların ne yapacaklarına dair inancına sıkı sıkıya bağlı olduğunu fark etmiş ve bunu formüle etmiştir.
 
Hemen hemen her türlü stratejik etkileşimin sonucunu öngörmenin bir yolunu keşfeden Nash, Adam Smith’in teorisini geliştirerek: “Her insan hem kendi çıkarını hem de ait olduğu grubun menfaatlerini düşünür ve ona göre hareket ederse toplam refah artar” görüşünü ortaya koymuştur.
 
Böylelikle, öteki oyuncuların yapabileceği hamle seçeneklerine bakarak en uygun hamleyi seçtiği durumu tanımlayan “Nash Dengesi” denilen kavram ortaya çıkmıştır.
 
Nash Dengesi sadece ekonomi alanıyla sınırlı kalmamış, yaşamın diğer tüm alanlarında uygulanmıştır.
 
Bu teorinin gelişimi ile birlikte dünya üzerindeki iki kutuplu hakimiyet düzeni de yerini; çok kutuplu, çok stratejili hakimiyet düzenine bırakmıştır.
 
Yani, hakim güçlerin farklı stratejileri, dünyayı bir dengede tutar hale gelmiştir.
 
İnsanlık tarihindeki en büyük oyunlar: “Savaş” ve “Politika” oyunları olmuştur.
 
Savaşta da, politikada da, rakiplerine üstünlük kurmaya çalışan, onları alt etmeyi hedef haline getiren ve bundan dolayı kazanç edinen taraflar vardır.
 
Bu noktada tanımlamalara bir nokta koyalım ve kendimizle ilgili durum analizi yapalım.
 
Genel olarak tanımlamaya çalıştığım Oyun Teorisi penceresinden Türkiye’ye baktığımızda, AKP iktidarında geçen son 15 yılda, her alanda, önceki (var olan) oyun planlarının değiştiğini, yeni baştan kurgulanan oyunların da sıfır toplamlı oyunlar olduğu ortaya çıkmaktadır.
 
Kurgulanan oyunların “kazan-kazan” (Win-Win) oyunları şeklinde biçimlendirildiği iddia edilse de, sonuçlarına baktığımızda “kazan-kaybet” üzerine modellendiği, ancak, “kaybet-kaybet” biçiminde çöküntü alanlarına dönüştüğü görülmektedir.
 
Bunu hem süreçlerden hem de sonuçlardan anlayabiliyoruz.
 
Süreçlere baktığımızda; iç politikada da, dış politikada da şark kurnazı bir tüccar edasıyla ortaya konulan oyunlarda; kamuoyuna kazan-kazan iddiası sunulmuş, gerçekte ise kazan-kaybet teorisi yaratılmış olmasına rağmen, hiç birinde Türkiye kazanan taraf olamamıştır.
 
Hâlbuki, sıfır toplamlı olmayan, kazan-kazan kurgusu, “işbirliği” gerektirmektedir.
Gerçekte, içeride de dışarıda da, kurulan oyunların hiçbirinde işbirliği öngörülmemiştir.
 
AKP İktidarının ve zihniyetinin, Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki karar odağının Türkiye ile ilgili kurduğu iç ve dış tüm oyunlar, gerek Türkiye gerekse kişisel varlığı açısından kaybet-kaybet esasında sonuçlanmıştır ve sonuçlanma yolundadır.
 
AKP,  Nash Dengesi’ni yitirmiştir.
 
İç politikada sürekli kazanıyor ve karşısındaki kitleye kaybettiriyor görünmesi, dış politikada agresif, saldırgan ve maddiyatçı yaklaşımları ile alıyor-veriyor havası yaratması, ilişkide olduğu ülkeler açısından bakıldığında kazan-kaybet  oyununda Türkiye lehine “kazanma” sonucu doğurmamıştır.
 
İçeride;
 
Seçim kazanıyorken itibar kaybediyor,
Hukuku kendine evirirken adaleti yok ediyor,
Rejimi kişiselleştirirken demokrasi ve özgürlükleri tüketiyor,
Eğitim sistemini kendisine tebaa yaratma maksatlı alt-üst ediyorken; Türkiye’nin, çocuklarımızın, gençlerimizin geleceğini yok ediyor,
Kültür ve sanat dünyasını baskı altında tutarak yabancı bir kültürü dayatıyor,
Sağlık sistemini tekelleştirirken seksen milyonu altından kalkılamaz borçlara kefil ediyor,
Tarım-Sanayi-Teknoloji üretiminden geri bırakarak ve tüketim balonunu şişirerek geleceğimizi emperyalist modern sömürgecilere ipotek ediyor,
Türkiye’nin büyük emeklerle oluşturulmuş düzenleyici kurum ve kuruluşlarını satarak, yok ederek, temel direklerimizi yıkıyor,
Uçuk ve zamansız projeleri kat kat fazla maliyetlerle gerçekleştirerek ceplerimizi boşaltıyor,
Rüşveti, yolsuzluğu, yalanı, ahlaksızlığı kurumsallaştırarak mayamızı bozuyor,
Dinimizi, Emevi-Vehhabi temeline oturtarak inançlarımızı kirletiyor,
Dilimizi, alfabemizi yabancılaştırma girişimleriyle zihin dünyamızı sarsıyor,
Cumhuriyet değerlerimize savaş açarak sistematik olarak evrensel dayanaklarımızı yok etme planı uyguluyor,
Halkımızı ırklara mezheplere ayırarak ve kamplaştırarak bütünlüğümüzü parçalıyor,
 
 
Dışarıda;
 
Komşularımızla kavgalı hale getirerek güvenlik risklerini artırıyor,
Sınırımız olan ülkelerle doğal ticari işbirliklerimizi ve ekonomik girdilerimizi yok ediyor,
Uluslararası güçler arasında zikzaklar çizerek güvenilirliğimizi tüketiyor,
Bireysel hedefler ve çıkarlar uğruna milletlerarası anlaşmaların arkasından dolanarak, itibarımızı dibe vurduruyor,
Bankalarımızın uluslararası şebekelerle kirli işlerde eşleşmesine zemin hazırlayarak Türkiye’nin marka değerini sıfırlıyor,
Yanlış politikalarla komşularımızı düşmanlaştırarak milyonlarca sığınmacıyı yoktan yere sırtlanmak zorunda bırakıyor,
Sığınmacıları Avrupa’ya karşı şantaj ve pazarlık unsuru yaparak dünyaya karşı duruşumuzu bozuyor,
 
 
Sonuç itibarıyla,
 
AKP ve başkanı, kazandıkça kaybediyor.
 
Ortaya çıkan sonuç; içeride tüm taraflar için, “kaybet-kaybet”, dışarıda bize “kaybet”, onlara “kazan” oluyor.
 
 
Daha yukarı yükselip olan bitene bakarsak,
 
Aslında kazanmak üzere başlattığı bütün bu oyunları, hepsinin birlikte hizmet edeceği bir üst oyun için kurguluyor: “Din kisvesi altında halifelik kaftanıyla güçlendirilecek olan, tek adamın saltanatına dayalı, çakma Osmanlı hükümdarlığı hayallerini gerçekleştireceklerini umdukları üst oyun” için.
 
Oysa Oyun Teorisi’nde üst oyunun gerçekleşmesi, alt oyunların başarılı olmasına bağlıdır.
 
 
Gelinen nokta şudur:
 

AKP’nin ve AKP Genel Başkanı’nın hayallerindeki üst oyunun alt ayaklarının tamamı çökmüştür.
 
Dolayısıyla, üst oyunun da gerçekleşme olasılığı sıfırlanmıştır.
 
Gelinen noktada, Türkiye kaosa sürüklenmektedir.
 
Bundan sonraki oyun “Kaos Oyunu”dur.
 
Kaos teorisi yaşama geçmiş ve kuralsızlık kural haline getirilmiştir.
 
 
Bundan böyle mücadele kuralsızlık temelinde yapılacaktır.
 
Yaşamını mücadelenin temeline koymayanın başarı şansı olmayacaktır.
 
Cephede; korkusuz olan kazanacak, gözünü kaçıran kaybedecektir.
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.