17.12.2018

Saadet Hevesi

 
Bugünlerde siyasi çevrelerin tümünde bir “Saadet Hevesi” aldı başını gidiyor.
 
Önümüzdeki 3 seçim için, “Tek Adam Rejimi / Demokratik Parlamenter Sistem” terazisindeki denge, 16 Nisan Referandumu sonuçlarına göre ortaya çıkan bilgi ve algıyla, şimdilik, balık sırtı.
 
Bu dengeyi bozmaya aday konumda olan tek parti Saadet Partisi.
 
Yüzeysel bakarsak, 2015 yılında yapılan son genel seçimde % 0,68 oranında oy alan bir partinin neden bu kadar önem kazandığını anlayamayız.
 
Saadet Partisi’nin, “muhteşem iktidar gücü” karşısında neden bu kadar dik durduğunu da anlayamayız.
 
Öncelikle seçimler açısından bakarsak, balık sırtı konum nedeniyle  %1’lik oy oranlarının dahi sonucu diğer taraf lehine değiştirebileceği bir ortam var.
 
Saadet Partisi, AKP için bunun ötesinde bir değer taşıyor.
 
Öncelikle yola çıktıklarındaki çekirdek kitle olan Milli Görüş tabanındaki rahatsızlıklar ve rahatsız olanların seçmen bazında sahip oldukları + -  % 6 civarındaki oy kaybı önem kazanıyor.
 
Saadet Partisi’nin aldığı oydan öte, sahip olduğu ideolojik ve düşünsel ağırlığı, AKP’yi kara kara düşündürüyor.
 
İkinci olarak Saadet Partisi yanlarında olmadığında, başta Cumhurbaşkanlığı Seçimi olmak üzere, AKP’nin 3 seçim için de geçerli olan seçim stratejisinin altı boşalıyor.
 
“AKP Genel Başkanı’nın kimyasını bozan asıl neden” de bu “Milli Yerli İttifak Stratejisi”nin bozulması oluyor.
 
Saadet Partisi yoksa,
 
AKP Genel Başkanı’nın en gelişmiş becerisi olan “kamplaştırma/kutuplaştırma”nın, “milli/yerli” ve “gayrı milli / terör işbirlikçisi” zeminine oturtulması olasılığı, ellerindeki muhteşem propaganda makinesine rağmen, ortadan kalkıyor.
 
Muhteşem yeteneklerine rağmen, Saadet Partisi hakkında gayrı milli veya terör işbirlikçisi deme ve bunu büyük bir yalan haline getirme yeteneğine maalesef sahip değiller.
 
Saadet Partisi olmadığında,
 
“Allah İçin” diye başlayıp yaptıkları; hırsızlık, arsızlık, hainlik, ihanet ve onlarcasını sayacağımız kötü işlerin üzerine “Din Pelerini” örtemiyorlar.
 
Saadet’in karşılarına geçmesiyle birlikte, şeytanlaştırdıkları karşı cepheyi; millete karşı, terörist, dinsiz, hırsız ve arsız ilan edemiyorlar.
 
Saadet Partililer’in tüm zamanlarında, kendilerine has ideolojileri dahilinde, takındıkları “Milli Duruş”u inkâr edemiyorlar.
 
16 Nisan Referandumu’nda teklif ettikleri; gücü, kuvveti, parayı ve milletvekilleri rüşvetlerini elinin tersiyle iten Saadet’e, bugün daha fazlasını öneriyorlar, yine ikna edemiyorlar.
 
Saadet Partisi 16 Nisan’da “ne diyerek” hayır cephesinde önemli bir unsur olarak yer aldıysa bugün, aynılarını, daha fazlasıyla, zenginleştirerek söylüyor.
 
Genel Başkan Temel Karamollaoğlu’nun, köklü bir birikime dayalı, sağlam ve güven verici duruşu, tek adam rejimi heveslileri karşısında kale gibi duruyor.
 
Bu duruş, sağlam fikirlerle, CHP, İYİ Parti ve diğerlerinden oluşan iktidar karşıtı cephede de değer buluyor ve hatta öncü konumu elde ediyor.
 
Ne diyor Karamollaoğlu:
 
“İlkeler Birlikteliği Yapalım” diyor,
“Kuvvetler Ayrımı Olsun” diyor,
“Hukuk ve Adalet Sistemi Bağımsız Olsun” diyor,
“Herkesin adil Temsil Edileceği Demokratik Parlamenter Sistemi Yeniden Kuralım” diyor.
 
Başka neler diyor:
 
“Kamplaştırmayı, kutuplaştırmayı Ortadan Kaldıralım” diyor,
“Hiç Kimseye Denetlenemez Yetkiler Verilemez” diyor,
“Yolsuzluk ve İsraf Aldı Başını Gitti” diyor,
“Milletin Geleceği İpotek Altında” diyor.
 
Tüm bu söyledikleriyle, tersten/düzden, büyük bir “Saadet Hevesi” yaratıyor.
 
 
Tek Adam Rejimi karşıtları şunu kabul etmeli:
 
Özellikle, her şeyin başı olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi için; birinci turda “Saadet Partisi gerçekten anahtar partidir”.
 
Saadet Partisi ile birlikte, temel ilkelerinde mutabık kalınarak yapılacak olan, “Demokratik Parlamenter Sisteme Dönüş Programı” niteliğinde “İlkeler Birlikteliği” uzlaşısı, seçimin sonucunu belirleyecek ve ikinci tura kalınmasını sağlayacaktır.
 
İkinci turda ise olayın özü ve dengeler bir miktar değişecektir.
 
Uzlaşılan ilkeler nedeniyle Saadet Partisi tabanının çok büyük oranda birliktelik içinde kalacağını öngörmekle birlikte, ikinci turun belirleyicisi Kürt kökenli vatandaşlarımızın oyları olacaktır.
 
Ya, Kürt kökenli vatandaşlarımızın oy vererek taraf olacağı “diktatörlük karşıtı birlikteliğin” kazanması garantilenecek, ya da seçime katılmayarak gösterebilecekleri protesto tavrı ile iktidar lehine avantaj sağlayacaklardır.
 
Dolayısıyla, Saadet Hevesi’ni bir an önce; aşktan sevgiye, aile bağlarına çevirmek,
Ardından da ikinci tur için Kürt kökenli vatandaşlarımıza, şark kurnazı AKP temsilcilerinden daha fazla ne sunulabileceğine dair çalışmak gerekiyor.
 
Biraz daha açarsak;
 
Evrensel insan hakları temelinde; özgürlükler, kültürel haklar, demokrasi, adalet ve kalkınmada pay sahibi yapma konularında gelişmelerin nasıl sağlanacağı, doğru bir düzenin nasıl kurulacağı, gönüllerin nasıl birleştirileceği üzerine çalışmalar yapmak gerekiyor.
 
 
Sonuç olarak,
 
Kurulmak istenen rejimin hukuki altyapısını oluşturan 16 Nisan Referandumu’nda; AKP, MHP, BBP, YSK ve tüm devlet olanakları ile elde edilebilen oy toplamı, zorla ve ancak % 51 olabildi.
 
Bugün aynı birliktelik söz konusu.
 
Ayrıca, bu birliktelikte olan MHP’nin yarısı da şu anda İYİ Parti’de.
AKP içerisinde, yorgun ve bıkkın olan, sindirilmiş merkez sağ seçmen için, merkeze oturmuş bir İYİ Parti var.
 
Ekonomi dibe vurdu, ne kadar çırpınsalar boş,
Dış ilişkiler batakta, AFRİN operasyonu bile onları kurtarmıyor,
Baskı, zulüm, diktatörlük uygulamaları, OHAL adaletsizlikleri zirvede.
 
Bunlara rağmen; yeni, iyi ve güzel ne yaptılar da bu oranı yükseltecekler,
Başka kimi ikna edebildiler de % 50+1’i bulabilecekler.
 
Türk Milleti,
 
Size sesleniyorum:
 
Korkma, cesur ol.
Hep birlikte çok güçlüsün.
Başaracaksın.
Yeter ki ayağa kalk.
Güzel ve güneşli günler yakın.
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.