13.12.2018

İKİ MUSTAFA KEMAL VAR

‘’İki Mustafa Kemal var. Biri şimdi önünüzde duran ve kim geçecek olan kanlı Mustafa Kemal. Diğeri ise, hepiniz burada, hepiniz bizim topraklarımızın uzak köşelerine gidecek, gerekliyse hayatlarınızla savunulması gereken idealleri yaymak olacaksınız. Ben ulusun hayalleri için duruyorum ve hayatımın işi onları gerçeğe dönüştürmek. ”

-Mustafa Kemal ATATÜRK

Türkiye'nin geçmişi, bugünü ve geleceği damarları üzerinden akan Mustafa Kemal Atatürk'ü öğrenmeden anlamak mümkün değildir. Ülke genelinin güneşidir Mustafa Kemal Atatürk; karanlığı red edenlerin güneşi.

Yıl 1914 Büyük İmparatorluğun geçmiş ihtişamının sadece bir gölgesi geride kalmıştı. Açlık,sefalet ve iç isyanlar. Osmanlı İmparatorluğu ölüyordu ve kimse onu kurtaramaz gibi görünüyordu. Bir zamanlar Osmanlı korkusuyla titreyen Avrupa'daki her krallık, şimdi onları “hasta adam” olarak adlandırıyordu. 

Üzüntü ve acı vericiydi; çünkü İmparatorluk, her savaşta daha da güçsüzleşiyordu. Müslüman nüfus yoksuldu ve Hıristiyan azınlık ekonomik olarak çok güçlenmişti. 1914'te Osmanlı İmparatorluğu, son şansını Almanya ile adeta kumar oynarcasına kaybetmişti. 

Ama umut her zaman  vardı. Türklerin daha genç kuşakları büyük bir ışık saçıyordu. Bu kuşak, Genç Vatanseverler diye adlandırılmışlardı. Bir çok aydın Ülkeyi terketmek zorunda kalırken; Genç Vatanseverlerin çoğu kaldı. Mustafa Kemal onlardan biriydi. Avrupa'yı bizzat  gezmemişti, ancak bunu yapanların büyük etkisi altındaydı. Anavatanının emperyalistler tarafından nasıl ayrıldığını gören bir vatanseverdi. Sıfırdan bir direniş yarattı, direnmeye karar verdiğinde elinde hiçbir şey yoktu. İnsanlar çaresizdi bunu görebiliyordu ve bütün hayatını ülkesine adadı. 

Evlenmedi. Kendi kişisel mutluluğu ve zenginliği için hiçbir zaman hareket etmedi. Özverili, otoriter, parlak bir komutan ve bir devlet adamıydı. Aynı zamanda bir öğretmendi de.
Türkiye'yi Batı medeniyet standartlarına getiren sayısız eğitim reformu başlattı. Ülkesine aşıktı. 

Savaş alanında yaralandı, kaburgalarını kırdı, göğsündeki mermiyle vuruldu, ama kavga etmeye devam etti. Asla düşmanlarından nefret etmedi. Savaşı anladı. Savaştan sonra eski düşmanlarıyla barış yaptı. Balkan ülkeleri ve Ortadoğu arasında barış getiren iki ittifak kurdu. 
Kadınlara toplumda hak ettikleri güç, saygı ve statü verdi.Dünyadaki kadınlara oy hakkı veren ilk kişi oydu. Türk Hava Kuvvetlerinin yaratıcısı oldu.Geometri hakkında bir kitap yazdı ve Türk dilinde düzinelerce yeni terim oluşturdu. Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunu kurdu. 

Karanlıkta nasıl bir ışık etrafı aydınlatırsa, Ülkenin karanlığında kocaman bir ışık oldu.Ama bunu hiçbir zaman kendine mal etmedi.

 Kısacası, Türkleri zafere götürmeyi başardı. 1799'dan 1922'ye kadar, herhangi bir büyük taarruz ya da toprak kazanımı olmadı. Osmanlı İmparatorluğu sürekli toprak kaybederken,  ülkeyi baştan aşağı aydınlatmayı başardı. Yorgun Türk halkının, Avrupa'nın “hasta ve ölü adamı” ndan yepyeni bir ülke doğurmasını sağlayabildi. 
Türk halkına onur verdi. 

Bir beyefendiydi, efsanevi bir komutan, parlak bir devlet adamı, mükemmel bir başkan, eşitlik savaşçısı, vatansever, bir kahramandı. Milyonlarca umutsuz, bitkin ve yıkılmış Türk'ün hayatını kurtardı. Ve onlara umut, yeni hayatlar ve yepyeni, genç bir ülke verdi. 

Şimdi bunlar okunurken bir kitap okur gibi , bir masal gibi okuyabiliyoruz. Çünkü bu kadar çok şeyin bir kişinin önderliğinde yapılabilmesini aklımız, zihnimiz almıyor.
Ancak bir dizi veya bir film senaryosunda olabilir böyle büyük cesur adam. Fantastik bir hikaye..

Bunlar gerçek. Yaşandı. İyisi de kötüsü de, bir bir atalarımız dediğimiz adını dahi kayıtlarda bulamadığımız dedelerimizin, nenelerimizin gözleri önünde yaşandı. Yazık ki çabuk unutuldu.

Unutulmuş olmali ki; resmine baktığında hatırlamayan bir jenerasyon yetişti.

Unutulmuş olmalı ki; 29 Ekim dendiğinde içi titremeyen bir nesil büyüdü;

Unutulmuş olmalı ki; her İstiklal Marşı’nda Atatürk dendiğinde ağladığımız o duyguyu anlamayan bir genç nüfus var oldu.

Böyle mi oldu? Unutuldu mu?

Oysa söz vermiştik hepimiz;

Açtığın yolda;

Gösterdiğin Hedefe,

Durmadan Yürüyeceğimize

And içeriz demiştik.

Unutuldu mu sizce?

Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.” 

Mustafa Kemal Atatürk
 
 
 
 
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.