16.11.2018

KAŞIKÇI OLAYI VE SORULAR

​Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın (Jamal Khashoggi) İstanbul'daki Suudi Konsolosluğu'nda öldürülmesi, 2011 Arap Baharı'nın ardından, krallık ve Türkiye arasındaki ilişkilerde yeni bir krize neden olmuştur diyebiliriz. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde her ne kadar Suudi Arabistan toprağı sayılsa da göz göre göre uluslararası hukuk kurallarına aykırı Suudi Arabistan tarafından gerçekleştirilen bu operasyon kafalarda soru işaretine neden olmaktadır. Mesela ABD'nin Kaşıkçı'yı kendi ülkesindeki konsolosluğa değil de Türkiye'deki konsolosluğa yönlendirmesi ne anlama geliyor?... İstanbul neden seçildi?... Acaba Prens kendi başına mı karar verdi?... Müslümanı Müslümana mı vurdurmak istiyorlar?... Bu sayede Kürt Devleti mi kurdurulmak isteniyor?...Bu projesinin gerçekleşmesi için Veliaht Prensi mi kullanılıyor?... Bu sorular çoğaltılabilir.

Öncelikle otoriter rejimler için, yurt dışında yaşayan muhalifleri susturmak, yurt içindekileri susturmak kadar önemlidir. Küresel gerçekliği olan bu operasyon Suudi Arabistan’ın son zamanlardaki imaj değişikliği ve yeni Suud algısı ile çelişkili bir durum yaratmıştır. Suudi Arabistan’ın içinde ve dışında bulunan çok sayıda muhalif için de tedirginlik yaratan bir durum halini almıştır.  Şöyle ki, özellikle Arap Baharı sonrası Türkiye Müslüman Kardeşler üyeleri ve diğer muhalifler için dünyanın en güvenli yerlerinden biri haline gelmişti. Ancak Kaşıkçı olayı ürpertici bir durum yaratmış, Türkiye'nin güvenli bir yer olup olmadığı tartışmaya başlanmıştır. Sadece Türkiye ve Suudi Arabistan için değil küresel olarak da endişe yaratan bu operasyon, diplomatik ayrıcalıkların ne yönde kullanıldığı açısından da önem taşımaktadır.

Kimin yaptırdığı hala muallakta olan operasyon konusunda Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, bu olayla ilgili bilgisi olmadığını iddia etmektedir. Ancak Prens bin Selman’ın güçlü olduğu bir dönemde haberi veya emri olmaksızın böylesi büyük çapta etkileri olacak bir cinayetin başkonsoloslukta işlenebilmesi neredeyse imkânsız. Prensin daha önceki icraatlerine baktığımızda radikal eylemler yaptığını gördük. Örneğin yönetime gelir gelmez tarihinin en kapsamlı saray tasfiyesini yapmış, hatta Lübnan Başbakanı Saad Hariri'yi kısa bir süre gözaltında tutmuştu.

Kaşıkçı olayının Türkiye-Suudi ilişkilerini ne kadar etkileyeceği zaman içinde görülecektir ancak her iki ülke arasındaki ilişkiler siyasi konularda farklılık gösterse de iki ülkenin birbiri ile önemli ticari ve ekonomik çıkarları vardır. Suudi Arabistan, Türk şirketleri için önemli bir pazar iken, birçok Suudi işletmesi Türk şirketlerine yatırım yapmıştır. Ayrıca her yıl yarım milyondan fazla Suudi turist Türkiye'yi ziyaret ediyor. Her iki devlet arasında göz ardı edilemeyecek bu ilişkiler Kaşıkçı olayında diplomatik ilişkilerin devreye gireceği ve ekonomik bir anlaşmazlığa gitmeyeceğinin de bir göstergesidir.

Suudi Arabistan müttefiği olan ABD ile de gerilim yaşamaktadır. Kaşıkçı olayı ile ilgili olarak ABD'li yetkililer tarafından, Suudi Arabistan yönetiminin “aşırıcılığına bir örnek” olduğu ve kendisini eleştirenleri susturdukları için güvenebilecek bir müttefik olarak değerlendirmemeleri gerektiği ifade edilmiştir.Suudiler iş dünyasında giderek yabancılaşmaya başlamıştır. Bu durum Kaşıkçı olayı ile net bir hal aldı. JP Morgan ve Ford gibi büyük şirketlerin Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da 23-25 Ekim tarihleri arasında yapılacak ve "Çölün Davosu" olarak nitelendirilen "Future Investment Initiative" (Geleceğe Yatırım Girişimi) adlı konferansa katılmayacaklarını açıklamaları durumun ciddiyetini göstermiştir.

Gerçek olan bu operasyon ile Ortadoğu'daki güç mücadelesinin ve bölgesel rekabetin arttığıdır. Türkiye-Suudi Arabistan ilişkisi ise bunun bir parçası durumundadır.
 
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.