21.11.2017

​TARİHTEN BU GÜNE ANAYASA HAREKETLERİ -2-

Avrupa’da anayasa hareketleri burjuvazinin devlet yönetimine sahip çıkma çabalarıyla ortaya çıkmıştır. Ancak Osmanlı’da ise bir kısım aydın kesimin devletin çöküşünün önüne geçip devleti kurtarma çabalarıyla gelişmiştir. 

Osmanlı İmparatorluğu’nda Sened-i İttifak ile başlayan anayasa hareketleri, Gülhane Hatt-ı Hümayunu, ıslahat fermanları ve onların arkasından gelen 1. Meşrutiyet (Kanun-i Esasi) ile devam etmiştir. 

1807 yılında Kabakçı Mustafa isyanından sonra Alemdar Mustafa Paşa’nın bu isyanı bastırıp 2. Mahmut’un tahta geçmesi ve kendisinin de vezir-i azam olmasından sonra 29 Eylül 1809 tarihinde Kâğıthane’de o tarihteki devletin ileri gelenleri ile birlikte “meşveret-i amme”  denilen büyük bir toplantı düzenlemiş, toplantı sonunda 7 Ekim 1808 tarihinde de; bir “giriş”, yedi “şart” ve bir “zeyl”den oluşan Sened-i İttifak imzalanmıştır. 

Sened-i İttifak, senedi imzalayanların diliyle kaleme alınmış, merkezî hükûmetin adamları “vükelâ-i devlet ”, âyanlar “taşra memalik hanedanları”, askerler ise “ocaklar ” olarak anılmışlardır. Padişah, Sadrazam ve Ayan’ın hak ve yetkilerini düzenlemiş, vergi toplanmasının da adaletle yapılması hususunda kurallar getirmiştir. 

Şekil olarak bir anayasa kabul edilmese de maddi olarak anayasa olduğu anayasa hukukçuları tarafından genellikle kabul edilmektedir. 

1839 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti oldukça zor duruma düşmüş, iç isyanlar ve savaşlar bazı tedbirler almayı zorunlu kılmıştı.  

Sadrazam Mustafa Reşit Paşa, 3 Kasım 1839 tarihinde Padişah Abdülmecit’in talimatıyla Gülhane Hatt-ı Hümayunu da denilen Tanzimat Fermanını okumuştur. 

Buna göre; azınlıkların can ve mal güvenliğinin sağlanması, vergi sisteminin yeniden düzenlenmesi, askerliğin vatan görevi olarak kabulü ve kanunların her türlü gücün üzerinde olduğunun kabulü kabul edilmiştir.  

Tanzimat Fermanı batılı anlamda anayasa sayılabilecek önemli bir belgedir. 

28 Şubat 1856 tarihine gelindiğinde Osmanlı Devleti tarafından Islahat Fermanı adı ile yeni bir belge yayınlanmıştır. 

Tanzimat fermanından daha kapsamlı bir belge olan Islahat Fermanı, özellikle gayrimüslim tebaanın talepleri doğrultusunda haklarının güvenceye alınması amacını taşıyan bir belgedir. 

Abdülhamit, tahta geçmeden hemen önce Mithat Paşa’ya haber göndererek tahta geçirilmesi halinde Kanun-u Esasiyi ilan edeceğini bildirmiş ve tahtta buluna 5. Murat 31 Ağustos 1876 tarihinde hal edilerek yerine Abdülhamit padişah olmuştur. Sultan Abdülhamit, tahta geçişinden kısa bir sonra kendisi tarafından atanan “Cemiyet-i Mahsusa” isimli bir kurula hazırlattığı Kanun-u Esasiyi 23 Aralık 1876 tarihinde söz verdiği gibi ilan etmiştir. 

Kanun-u Esasi, temel ilkeleri ile devleti monarşi olduğunu, devletin üniter yapısını,  devletin dininin İslam olduğunu, resmi dilinin Türkçe olduğunu ve başkentinin İstanbul olduğunu hüküm altına almıştır. 

Temel hak ve hürriyetler bölümünde ise; Vatandaşlık Hakkı, Kişi Hürriyeti, Kişi Güvenliği, İbadet Hürriyeti, Basın Hürriyeti, Şirket Kurma Hürriyeti, Dilekçe Hakkı, Öğretim Hürriyeti, Eşitlik İlkesi, Devlet Memurluğuna Girme Hakkı, Malî Güce Göre Vergi İlkesi, Konut Dokunulmazlığı, Kanunî Hâkim Güvencesi, Müsadere, Angarya Yasağı, Vergilerin Kanuniliği İlkesi ve İşkence Yasağı maddelr halinde teminat altına alınmıştır. 

Devletin temel organları;  

Kanun-u Esasînin kurduğu yasama organının adı “Meclis-i Umumî’dir. 

Kanun-u Esasînin kurduğu yürütme organı ikili yapıdadır. Bir tarafta devlet başkanı olarak Padişah, diğer tarafta da Hükûmet vardır. 

Kanun-u Esasî yargı organını “mehakim (mahkemeler)” başlığı altında düzenlemiştir.  

Buna göre; yargılama faaliyeti önemli güvencelere bağlanmıştır. Bir kere hâkimler azlolunamazlar. Diğer yandan hâkimlerin özlük işlerinin (yükselme, yer değiştirme, emeklilik) özel bir kanun (kanun-ı mahsusa) ile düzenleneceği öngörülmüştür. Mahkemelerin bağımsızlığı ilkesi “mahkemeler her türlü müdahalattan azâdedir” denilerek hiç kimsenin hiçbir şekilde müdahale edilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. Yine mahkemelerin sınıf görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceği de hüküm altına alınmıştır. Hâkimlerin atanması yürütmenin takdirinden çıkarılıp kanuna tabi olacağı açıkça belirtilmiştir. 

Kanun-u Esasî ayrıca vekilleri ve temyiz mahkemesi başkan ve üyelerini ve Padişah aleyhine cürüm işleyenleri yargılamak üzere bir de Divan-ı Ali  (yüce divan) kurmuştur. Ayrıca “kanunî hâkim (tabiî hâkim, olağan hâkim) ilkesini” çok açık bir şekilde kabul etmiştir: 

Kanun-u Esasînin özellikle yargı konusunda günümüz anayasalarından çok daha ileri bir düzenleme getirdiği görülmektedir. 

Teşkilat-ı Esasiye, Osmanlı’nın ardından kurulan yeni Türk Devleti’nin ilk yazılı anayasasıdır. 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye kanunu Büyük Millet Meclisinin tarafından çıkarılan 85 numaralı kanundur ve 20 Ocak 1921 tarihinde kabul edilmiştir. 

Esas bakımından incelendiğinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun anayasası olan Kanun-i Esasi’nin devamı niteliğindedir. 1876 anayasası henüz yürürlükten kaldırılmadan çıkarıldığı için, en kısa ve özlü anayasa niteliğinde bir belgedir. Toplamda sadece 24 maddeden oluşmaktadır. 

İlk maddesi Hâkimiyet bilâkaydü şart milletindir hükmü ile başlamış ve her türlü yetkinin millet adına Büyük Millet Meclisi tarafından kullanılacağını hüküm altına almıştır. 

3. maddesinde ise; Türkiye Devleti, Büyük Milleti Meclisi tarafından idare olunur ve hükûmeti "Büyük Millet Meclisi Hükûmeti" unvanını taşır denmiştir. 

Teşkilat-ı Esasiye önemlidir, çünkü İmparatorluğun küllerinden doğan Yeni Türk Devleti’nin dünya devletleri tarafından tanınmasına yol açacak hukuki ve siyasal bir geçerliliğe sahiptir. Ancak dönemi itibariyle, içinde bulunulan olağanüstü hallerden dolayı kararları meclisten hızlı bir şekilde geçirmek ve zaman kaybetmeden uygulayabilmek için 2. maddede de açıklandığı gibi, güçler birliği ilkesi uygulanmıştır. 

Bu güçler birliği yasası, kendi içinde hem yasama (kanun çıkartma), hem de yürütme (kanunları uygulama) işlevlerini tek çatı altında, mecliste gerçekleştiriyordu. Daha sonra ise yine meclisteki vekiller görevlendirilerek yargı kurallarını uygulatması için İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur. Bu mahkemelerin kurulmasının ardından meclis; yasama ve yürütme erkiyle birlikte üçüncü erk olan yargıyı da kendi çatısı altında toplamıştır. 

Olağanüstü şartlarda oluşturulan Büyük Milleti Meclisi, olağanüstü şartlarda ancak böyle bir anayasa çıkarabilmiştir. 

Önümüzdeki hafta cumhuriyet dönemi anayasa hareketleri ile devam edeceğiz. 

Esen kalın…  

 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.