24.05.2018

ÇOCUKLARIMIZIN İSMİNİ NE KOYALIM?

Demiri kor eder, su verip çelik eder, döverek onu ekmek eder. Onun kalbi İskenderun’da, Ereğli’de, Karabük’te atar. Demir Çelik Fabrikası’nda çalışır Beşir Baba. Elleri nasırlıdır; ama yüreği bir pamuk, kor ateşten Yüzü kararmıştır; ama kalbi süt kadar beyaz. 5 çocuk babası, Umutlarını bağladığı, en çok sevdiği, 5 kardeşin en büyüğü Hüseyin Sevik.
 
Hüseyin Sevik, hareketli mi hareketli, hiç yerinde duramayan, arkadaşları arasında çok sevilen, sürekli anlına bandana takarak, “Ben Güneydoğu’ya gidip teröristlere kan kusturacağım.” Diyen genç bir vatansever  Türk evladı. Askerlik çağına geldiğinde, bütün arkadaşları uğurlamış davul zurna eşliğinde Kayseri’ye. Bandanasını sıyırıp, anlının tam orta yerinden öperken babası, onunla gurur duyuyormuş.
 
Hüseyin Sevik, askere gidişini ve vurulma anını şöyle anlatıyor:
“Hem Fabrikada hem de lojmanlarda herkes beni çok severdi. Hatta askere giderken fabrikanın ana nizamiyesinden en az 1000 kişi beni davullu zurnalı uğurladılar. Hiç unutmam annem de elimi kına yakmıştı.
Acemi birliğindeki eğitimimi bitirdikten sonra usta birliğine katıldım. Bolu Komando Tugayı’nda görev yaptığım için birliğimiz nereye giderse biz de orada görev yapıyorduk. Güneydoğu’nun bir çok yerinde görev yaptım.  En son görevlendirildiğim yer, İran sınırıydı.
 
Güven dağından operasyondan dönmüştük. Gece saat 03:00 sıralarında telsizden gelen çatışma haberi ile uyandım. Bir grup terörist Türkiye-İran sınırındaki Tekeli Karakolu'nu basmış. Yardım için hazırlandık sabah saat 06:00 sıralarında helikopter ile bölgeye gitme kararı verildi. Fakat teröristlerin kalabalık olmasından dolayı askeri araç ile gittik. Karakola gittiğimizde karakolun her tarafından duman çıkıyordu. Duvarları kevgire dönmüştü. Teröristlerin Mirgesan Dağı istikametine gittiklerini öğrenince o yöne doğru giderek takibe başladık. Akşama kadar yürüdük. Gece olunca teröristler bizi durdurmak için 3 defa taciz ateşinde bulundular. Sabah güneş tepelerin arasından tam çıkmak üzere iken pusuya düştük. Ben en arkada artçı timdeydim. Bölük Komutanı sağ taraftaki kayalık tepeye dikkat edin demesine fırsat kalmadan o bölgeden yoğun bir ateş gelmeye başladı. Teröristlerin bu kadar kalabalık olduğunu tahmin etmiyorduk. Etrafımızı sardılar. Üç tarafımızda teröristler, bir yanımızda uçurum vardı. İlk hedef seçtikleri kişi ben oldum. Çünkü elimde telsiz ve kanas vardı. İlk ateşte vuruldum. Sağ arka çaprazımdan gelen kurşun omuriliğimi kesmiş. Ardından her taraftan mermi ve roket gelmeye başladı. Beni vurduklarının farkındaydılar. Öldürebilmek için ateş ediyorlardı. Arkadaşıma "Vuruldum. Belden aşağısını hissetmiyorum" dedim. O da "Dalga geçme" dedi. Elini attı, baktı, kan... "Vurulmuşsun Hüseyin" dedi. Ben vurulduktan sonra oradaki köklerden birinin arkasına geçmeye çalışırken ikinci kurşunu da dalağıma yedim. Roketlerden biri benim çok yakınıma düştü. Elbiselerim, botum, her yanım yandı. Bot ayağıma yapışmıştı. Çatışma yaklaşık 2 saat sürdü. Helikopterle hastaneye giderken yanımda benden başka 4 yaralı ve bir Şehit vardı. O şehit “Vanlı Tahir Özbey’di”. Arkadaşımdı…"
 
Derler ya "Her şey bir film gibi gözümün önünden geçti". İşte öyle oldu. Yaptıklarım, yapamadıklarım birer birer gözümün önünden geçti. Hakkâri’de ameliyata girene kadar bayılmadım; her şeyi görüyordum. Hayatımda doktora gitmemiştim o güne kadar. Ondan sonra da doktordan çıkamadım zaten. Helikopter bizi hemen Hakkâri’ye götürmüştü. Ameliyata alındım. Doktorlar dalağı çıkararak iç kanamayı gidermiş. Sonra da askeri helikopterle Diyarbakır'a göndermişler. Tekrar ameliyata alınmışım. 14 gün de yoğun bakımda kaldım. Kendimde olduğum zamanlarda her şeyi duyuyordum. Bir doktor şunu söylemişti başımda: "3 güne kalmaz morga indiririz!" Ben 14 gün sonra yoğun bakımdan çıkınca doktora söylediğim ilk şey de şu oldu: "Ben ölmeyeceğim, yaşayacağım!" Komutanımız gelip "Niye böyle söyledin?" dedi. Ben de her şeyi duyduğumu anlattım.
 
Yaklaşık 4 ay sonra hava değişimine İskenderun’a gittim. Ambulans İskenderun’a yaklaşınca durdurup zorla sedyeden kalkarak ön tarafa oturdum. Arkadaşlarımın beni sedyede görmelerini istemedim. Demir Çelik Fabrikasının ana nizamiyesine geldiğimde gözlerime inanamadım. En az 5 bin kişi beni karşılamaya gelmişti. Konvoy yapıp eve kadar götürdüler. Giderken herkes korna çalıyordu. Evin önüne geldiğimde kalabalık daha da arttı. Kardeşim ambulansın kapısını açıp beni kucağına alıp taşıyarak yukarıya götürünce herkes birden sustu. Benim yürüyemediğimi, felç kaldığımı bilmiyorlardı. Evimiz dördüncü kattaydı, asansör yoktu, kucakta taşındım! Yaşadığım en büyük travma o oldu. 22 yaşında sapasağlam bir insandım, kimseye muhtaç değilken, bir anda kucakta taşınmaya başlamıştım.”
 
Hüseyin Sevik’in, yakınları askere gidenlere bir de önerisi var:
“Mektup çok önemlidir. Her fırsatta aileme mektup yazardım. Dağın başında olsak bile mektuplarımızı helikopterle gönderip, alırdık. Helikopter üs bölgesine geldiği zaman herkes koşar ve mektubu var mı diye merak ederdi. Mektup geldiği zaman dünyalar benim olurdu. Bana gelen mektupları tekrar tekrar okurdum. Özellikle kız arkadaşımdan gelen mektupları. Bir kız arkadaşım vardı. Onunla evlenmeyi düşünüyordum. Mevziimde, yemek molasında, su molasında, uyandığımda, yürürken, her fırsatta ona mektup yazardım; içinde birbirimiz olan hayaller kurardık. Düğünümüz şöyle olsun, şunu çağıralım, yemekte şunu verelim, ev eşyası şunu alalım, kaç çocuğumuz olacak, çocuklarımızın ismi ne olacak gibi şeyler yazardık. Vurulduktan sonra o evlenmek istedi fakat ben istemedim. Böylesi daha doğruydu.
Hakkâri’ye gittikten sonra yaklaşık 7 ay ailemle hiç telefonda görüşmemiştim. Ta ki Hakkâri Güven dağındaki operasyondan Şemdinli’deki üs bölgesine dönene kadar. Çok yol yürümüştük ve yorgun düştüğüm için gelir gelmez uyudum. Saat 23:30 sıralarında uyandım, biraz hava almak için dışarı çıktım. Birinin telefonla görüşme sesi geliyordu; sesin geldiği yöne doğru gittim. Bir Astsubay ailesi ile telefonda görüşüyordu. Ona 7 aydır ailemle telefonda görüşmediğimi söyledim, o da nasıl olur diyip bana telefonu verdi. Evi aradım; annem açtı. “Anne” deyince, o heyecandan ağlayarak bağırmaya başladı. “Hüseyin nerdesin?” diyordu, merak etmemesini durumumun iyi olduğunu söyledim. Aslında telefonda konuşmuyorduk, karşılıklı ağlıyorduk. O görüşmeyi hiç unutmam. Annem, vurulduktan sonra da bana çok iyi baktı. Mutlu olmam için her şeyi yapardı. Üzüntüsünü belli etmemek için çok çaba harcıyordu ama gece olunca onun gizli gizli ağlama sesini hep duyardım. Bana hiç sıkıntısını söylemedi; hep içine attı. Hasta olduğunu bile vefat ettikten sonra öğrendim.”
Hüseyin Sevik, siyasetçilere hakkını helal etmediğini dile getirip şöyle devam ediyor:
20 yıldır acı çekiyorum. Saniye sekmeyen ağrılarım var ve bunun bir çaresi de yok. “20 yıldır acısız bir gün bile uyuyamadım. Devlet büyükleri bize basın karşısında “Size ne yapılsa azdır!” diyorlar. Ben de buradan soruyorum “Peki ne yaptınız?”
 
Madem PKK ile anlaşacaktınız, madem APO sonunda “barış güvercini” olacaktı, neden bizi kurbanlık koyun gibi ateşe gönderdiniz? Neden ben tekerlekli sandalyeye mahkûm oldum?
 
Bu ülke bir garip oldu. Azıcık sesimizi çıkarsak bize “Sana iş veriyoruz, maaş veriyoruz, daha ne istiyorsun” diyorlar. Ben de onlara diyorum ki: “Bu dakikadan sonra bana dünyayı verseniz ne olur?
 
Hüseyin Sevik’e, Meral Akşener ile ilgili görüşünü soruyoruz:
Tekerlekli sandalyede oturmaktan, çeşitli bölgelerimde yaralar çıkmıştı. Bu yaralardan kurtulmanın tek çaresi, havalı minder denilen malzemeye sahip olmaktı. Pahalı olduğundan alamıyordum. Devlet bu minderin ücretini karşılamıyordu. Meral Akşener Hanımefendiye, derdimi anlatan bir mektup yazdım. Mektubun cevabını beklerken, aylardır alamadığım minderim gelmişti. Yaralarımdan kurtuldum. Biz gazilerin en küçük sorunlarını bile bilen bir Hanımefendi, şehit yakınlarına ve gazilere çok önem vereceğine, bizlerin verilmeyen haklarını, başa geldiğinde canla başla çalışıp çözeceğine inancım tamdır.”
 
Hüseyin Sevik, tarihin altın sayfalarına adın yazılmış. Tarih siz ve sizin gibileri kahraman diye sürekli anımsayacak. Haklarınızı helal edin.
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.