20.07.2018

ENSLASYON KADERİMİZ Mİ?

*Enflasyon, kurlar ve faizler konusundaki beklenti ve değişimleri;  siyasi iradenin ekonomi ve dış politikadaki yol haritası belirleyecektir. Yükselen emtia fiyatları, ticaret savaşları ve bölgemizdeki siyasi konjoktür ülkemizdeki yerli ve yabancı yatırımcının risk alma eğilimini ve beklentilerini solduruyor
Bundan sonraki süreçte şayet devam ederse ki ben öyle olacağını düşünüyorum; Siyasi iradenin kararasızlık, öngörüsüzlük, tutarsızlık ve ölçüsüzlüğü ile ekonomik belirsizlikler tavan yapacak. Gelecekte yaşanabilecek olası enflasyondaki yükselme eğilimi, kapatılamayan cari açık ve dış borç, düşürülemeyen faizler ile daralan ekonomi siyasi iradenin tahammülsüzlüğünü artıracak.

Ticaret savaşları ile yükselen başta petrol olmak üzere emtia fiyatları, dolardaki değerlenme sinyallerini artarken gelişen ekonomilerin sermaye piyasalarındaki satış baskısı artacak. Küresel ticaret hacmine ve makro ekonomik beklentilere ilişkin olumlu eğilimler tüm dünyada bozulacak.

Sadece ülkemizde değil dünyada şirket ve ülke risk primleri daha da yükselmeye başlayacak. Bu da öngürelebilirliği hızla gerileterek belirsizliği artıracak.
RTE yönetimindeki yeni yapının küresel ve bölgesel koşullardaki hassasiyetten çok seçmen memnuniyeti üzerine bir yol haritası çizmesi endişesi, yerel seçimlerin erkene alınması ihtimali yapısal reformların başka bahara kalmasını tetikleyebilir. Eksik olan üretim odaklı ekonomik düzen, yüksek tasarruf ve verimliliğin bu kafa yapısıyla oluşturulamayacağı düşüncesi ve algısının toplumda baskın kanaat olarak yerleşmesi ise felaketin sınırlarında dolaşmamızı doğurabilir.  

Bu itibarla, seçmen tercih ve refahının yerine mevcut olumsuzlukların giderilmesine yönelik acı reçetenin şimdiden halka yudum yudum tattırılmasının hepimizin menfaatine olacağı açıktır.
Eğer Türk Lirası kayıplarını geri alamaz ise yıl sonu enflasyonu ve faizler en iyi ihtimalle bugünkü seviyelerini koruyacaktır. Piyasaların riskten kaçınma eğilimi güçlü kalmaya devam edecek ve kırılganlık algısı daha da gürbüzleşecektir. Bunlara küresel alandaki riskleri de ilave edersek AKP dahil hiç kimse iyileşme ve düzelmenin olacağına dair inancı taşımayacaktır. İşte acı reçete ile artan maliyetli bir şekilde yüzleşilecektir.

*TÜFE’deki aylık artış yüzde 2,61 düzeyinde gerçekleşerek, nerede ise beklenti ortalamasının iki katı seviyesine ulaştı. Ve yıllık artış yüzde 15,39 oranına tırmandı. ÜFE’de ise aylık yüzde 3,03 artarak, maliyet kökenli enflasyon baskılarının çok yüksek olmaya devam ettiğine işaret etti. Ve yıllık artış yüzde 23.71 düzeylerinde oluştu.
Ortaya çıkan veriler, gerek fiyat ve gerek finansal istikrarı korumanın çok zorlaştığı yönündeki endişeleri güçlendirdi. Ekonomimize ilişkin tıkanıklık ve kırılganlık algısının, varsayılandan çok daha yüksek olduğu gerçeğini açığa çıkardı.

Tüketici Fiyatları içinde önemli bir alt grup olan Gıda ve Alkolsüz İçeceklerdeki fiyat artışı ise, iyimser olmamızı iyice güçleştirmiştir. Mevsimlik olarak arz artışı nedeniyle fiyatların gerilemesi gereken bir dönemde, bu gruptaki Haziran ayı fiyat artışları yüzde 5,98 seviyesine ulaşmış. Kur ve faiz yönlü artışlar sebebiyle;  yatırımcının risk alma iştahının azalması, geleceğe yönelik beklentilerin bozulması ve kırılganlık algısının güçlenmesi artık alışageldiğimiz sorun sarmalının parçaları olmuştur.
Ayrıca yurt dışı piyasalardaki emtia fiyatlarının yukarı yönlü hareketleri, kızışan ticaret savaşları yanında ekonomi yönetimindeki tutarsızlık ve kararsızlıklar, kamu mali yönetimindeki savurganlık ve israf ile finans sektöründeki sendikasyon kredi maliyetlerinin yüksekliği ve tarım sektöründeki arz daralmaları diğer olumsuzluklara dikkate değer katkılar yapmıştır.
Türk Lirasındaki değer kayıplarının geri alınacağı varsayımına dayalı fiyatlama davranışları tümü ile değişti ve daha gerçekçi olmaya başladı. Bu durum, döviz kurlarının enflasyon üzerindeki geçişkenliğinin miktarını artırarak süresini  azaltmıştır. Fiyat istikrarını sağlamak adına ucuz ithalatı cari açığa peşkeş çekme dönemi bitmiş, artık işe yaramaz olmuş ve yarattığı yan tesirler umulan faydayı aşar hale gelmiştir.

Diğer yandan maliyet artışlarının fiyatlara yansıması açısından şu realiteyi de bilmekte fayda var. Maliyet yönlü fiyat artışları içinde bulunduğu çeyrek dahil olmak üzere ancak iki sonraki çeyrekte tüketiciye yansıyordu. Ancak durum farklılaştı. Bu dönem içindeki maliyet artışları daha seri bir şekilde tüketici fiyatlarına yansıyabiliyor. Bu nedenle Haziran ayı enflasyon oranlarındaki şahlanış, sistemik ve kronik risk algısını hızla yükseltecek endişeleri bünyesinde barındırıyor.

2017 yılı üçüncü çeyreğindeki üç aylık dönemde Tüketici Fiyatlarındaki toplam artış yüzde 1,32 düzeyinde gerçekleşmiş; bu sene ise aynı döneme ilişkin fiyat artışlarının yüzde 4 düzeyini aşması olasılığı oldukça yüksek. Bu durum, üçüncü çeyrek sonu itibarı ile yıllık enflasyonun, eğer maliyetleri azaltabilecek (kur ve faiz  düşüşleri) herhangi bir “first major” durum olmazsa yüzde 20 düzeyini aşabileceği anlamına geliyor. Ancak görünen gerçek şu ki; faizler gerek yıllık 250 milyar doları bulacak yıllık döviz nakit ihtiyacı, gerek 225 milyar dolar tutarında şirketler döviz açık pozisyonu sebebiyle düşürülemeyecek ve hatta yukardakilerin yanısıra Türk Lirasının daha fazla değer kaybetmesini önlemek üzere seri bir şekilde yükseltilecektir.
Bu yılın üçüncü çeyreği ile birlikte ekonominin daralmaya ve işsizliğin belirgin bir biçimde artmaya başlaması olasılıkları çok güçlenmiş oluyor. Bu büyük belirsizlik, iyimser senaryolara dayalı söylem ve eylemlerin kısa vadede finansal destek bulma şansını azaltıyor; olumsuzlaşmakta olan küresel koşullar da bu olasılığa katkı sunuyor. 
*Millet olarak hepberaber yaşayıp göreceğiz.
 
 
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.