20.07.2018

MEDYA BU ÜLKEDE BAĞIMSIZ DEMOKRATİK BİR GÜÇ OLABİLDİ Mİ?

Toplumsal yaşamın kalitesinin artırılması siyasal sistemin iyileştirilmesinden ayrı düşünülemez. Kamuoyu, demokratik siyasal sistemin temel yapı taşlarından biridir. Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu kamuoyu tarafından sisteme gösterilen rızadır. Kamuoyu kavramı Latince’deki publicus ve opinion sözcüklerinden türetilerek Batı dillerine giren ve ingilizce’de public opinion sözcükleri ile ifade edilen bir kavramdı. Batılı ülkelerden dilimize geçen kamuoyu kavramının karşılığı olarak ilk zamanlar efkârıumumiye, halk efkârı, amme efkârı, kamu efkârı gibi kavramlar kullanılmıştır.

Peki gerçekten bu demokratik sac ayağı nasıl oldu da mevcut iktidarın ustalık dönemi ile birlikte “kamuoyu”ndan “milli irade”ye dönüştürüldü. Muhalif görüşler ve değerlendirmeler nasıl oldu da “kamuoyu” nun sesi olmaktan ayıklanarak “gayrimilli” olmakla yaftalanır hale geldi. Bunda hiç şüphesiz siyasi tarihimizin kökleşmiş ve sağlam bir medya kültürüne sahip olmaması asli sebeplerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Demokrasiyi vazgeçilmez değerlerinin başında gören toplumlarda medya, tıpkı yasama – yürütme – yargı gibi ayrı bir erk, bağımsız bir dördüncü güç konumundadır. Bu öylesine önemli bir güçtür ki; demokrasilerdeki siyasi erke karşı “kontrol ve fren (check&balance)” işlevi büyük oranda medya faktörü sayesinde temin edilmektedir.

2002 genel seçimlerinde Cem Uzan liderliğindeki Genç Parti sahibi olduğu medya organlarını etkin biçimde kullanarak ilk kez girdiği seçimlerde % 7 lik bir oy oranı alarak DYP ve MHP nin baraj altında kalmasına sebep olmuş ve AKP Türk siyaset sahnesine iktidar olarak giriş yapmıştır.
Yine aynı şekilde şu anda Demirören grubuna satışı gerçekleşmekte olan Doğan Medya Kasım 2015 genel seçimlerinde HDP lideri Selahattin Demirtaş lehine açık destek sergileyerek bu partinin %13 oy almasına büyük katkı sağlamıştır.

Bahsettiğim bu iki örnek dahi medyanın Türk Siyasetindeki etkisini göstermek bakımından son derece belirleyicidir. Fakat bu etki öylesine yanlış öylesine antidemokratik bir etkidir ki; kamuoyu bu topal medya faktörü ile sürekli maniple edilmektedir. Şu anda da havuz medya eliyle kamuoyu milli iradeye saygı duyanlardan ibaret telakki edilmekte, aksi kanaat belirtenler ise adeta vatana ihanet etmekle suçlanmaktadır.

Medyada tekelleşme konusunda ileri sürülen bir yanlış değerlendirmede sanki medya patronlarının programcılarına nasıl program yapacaklarını, yazarlarına nasıl yazacaklarını dikte ettikleri, dolayısı ile sahiplik ile kurulan bu tür bir kontrol olduğudur. Bu kontrol belli ölçüde olabilir veya hiç olmayabilir. Asıl sorun medya profesyonellerinin medya patronları tarafından kontrolü değildir. Bu sahte bir gündem yaratma ve medya profesyonellerinin bağımsızlığı çığırtkanlığını yapan sahte demokrasinin bilinç yönetimi stratejilerinden biridir. Medyadaki profesyonel pratiğin doğası dün oluşmadı ve medyada profesyonel olarak çalışanlar mevcut ortama gökten inmediler. İkisinin de bir tarihsel geçmişi var. Bu tarihsel geçmişte medyanın parçası olduğu endüstriyel kültürel pratiklerin egemenliği altında yetişen, ta ilkokuldan başlayarak ücret politikalarının okuldaki yansıması olan not politikaları ile iş bulma tasaları ve işsizlik kâbusları ile beslenen insan, medya profesyoneli olduğunda artık o demire nasıl su verileceğinin ve kılıcı nasıl kuşanacağının ve kalemi nasıl kullanacağının çok iyi farkındadır. Dolayısıyla medya profesyoneli sözündeki profesyonel kavramı özel olarak patronunun ve genel olarak sermayenin sesi anlamına gelir. Yani olay patron ile ücretli çalışanı arasındaki özgürlük çekişmesi değildir; olay bir endüstriyel iş yapış biçiminin doğasıdır. Bu iş yapış biçimi de tarihsel bir geçmişe sahiptir. Bu tarihsel geçmişle kurulan sakat medya kültüründe patron çalışanını her gün kontrol ediyor olabilir. Başında duruyor olabilir. Fakat medya konusuna gelindiğinde geçerli profesyonel ideoloji, sahibinin çıkarını iyi bilen ve onu en iyi bir şekilde gerçekleştirmeye çalışanların taşıdığı pazar ideolojisidir. Dolayısı ile gelişmiş ve demokratikleşmiş toplumlarda olduğu gibi; sermaye ile medyanın ilişkisi yasal düzenlemeler ile kesilemediği medya patronları için pazar paylarında kotalar konulamadığı sürece medyaya demokrasilerde olması gereken bağımsız bir güç olarak bakılması bu ülkede mümkün olmayacaktır.

Oysa bağımsız medya demokrasilerde yasama yürütme yargı gibi ayrı bir erktir. Yoksa medya sadece muhalefet değildir. Medyayı sadece muhalefet etme görevi olan bir araç olarak görmek ise en az şu anki havuz medyasının mevcut hali ile eşdeğer konuma koymaktır. Doğan Medyanın satışına gelecek olursak; Doğan Medya bu ülkede ne muhalefetti ne de dördüncü bağımsız güçtü maalesef. Onun içindir ki rahmetli Çetin Altan’ın dediği gibi çok ta enseyi karartmayın!
Bu ülkede medya Doğan Medyanın Demirören Grubuna satışı ile komaya girmemiştir. Bu ülkede medya zaten uzunca yıllardır komadaydı nihayetinde Doğan Medyanın satışı ile birlikte de komadaki medya ölmüştür. Yani başlığımızın cevabına gelecek olursak; medya bu ülkede maalesef hiçbir zaman bağımsız demokratik bir güç olamamıştır.
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Jale3 ay önce
o karikatürdeki gibi bir zamanlar "yazıyor yazıyor" diye bağırarak gazetesini satan çocuklar, "yazamıyor,yazamıyor " diye cılız sesler çıkarır oldu.