19.07.2018

KOZMİK TUFAN MİTLERİ

Bilinen en eski “Tufan Öyküsü”, yaklaşık 17x 12 cm. boyutlarında, pişirilmiş kil üstüne yazılı, Pennsylvania Üniversitesinde bulunan, Sümer kültürüne ait bir tablette yazılıdır. Nippur kazısından çıkarılan bu tablet M.Ö. 1750 yılına aittir. Nippur şehri Mezopotamya’da Dicle ve Fırat ırmaklarının ortasındadır. Sümer mitlerinde, Tufan’la da ilişkisi olan Tanrı Enlil, bu kentin hakimiydi ve ilk insanı da bu topraklarda yaratmıştı.  Sümer dilinde Enlil “Fırtına Tanrısı” ya da “Göklerin ve Kasırgaların Efendisi” olarak bilinir. Enlil sulara hükmeder ve tüm evreni kaplayan tufanı da o yaratır. Enlil “Gök Bağası” ile de ilişkilendirilir ve göksel arketipi “Boğa Takımyıldızıdır”. Boğanın boynuzları daima Hilal’in alegorisi olmuştur. Ay sonsuz suların efendisidir ve arkaik mitlerde Tufan ile de bağı vardır. 



Resim1: Pennsylvania Üniversitesinde bulunan, Sümer kültürüne ait Tufan’ı anlatan bir tablet. M.Ö. 1750
 
Tufan ayın 3 gün gökyüzünde görünmediği günlerde olur. Bunu yeni ay ile birlikte yeniden doğuş izler. Bu mitolojiler ay ile bağlantılı görülebilir. Ay suları yönetir ilk ölen ve dirilen kahraman-Tanrı aydır. Meksika ve Avustralya mitlerinde Ay kızar ve tufanı yapar. Su kutsal ruhun ikametgahı olarak görülür. Canlı varlıkları yaratma emrini ilk alan sudur.



 Resim2: Tufandan sonra Nuh karaya çıktığı topraklar üzerinde bir sunak inşa eder ve yaktığı sunuların kokusunu ve dumanını Tanrıya gönderir. Tanrı bir daha insanlara tufan göndermeyeceğini söyler ve şöyle devam eder: “Yağmur bulutlarını yeryüzüne gönderdiğimde parlayan bu kuşak, bana, verdiğim bu sözü hatırlatacak” diyerek Gökkuşağını gökyüzüne koyar. Aslında eski mitolojilerde Gökkuşağı, Tanrının “Barış İşareti” olarak görülür. Ateşlerin ve ocakların yakılması ise yeniden doğuş ile ilgilidir ve “Türeyiş” mitlerinde görülür.
 
İkinci “Tufan Öyküsü” ise M.Ö. 9. yüzyıldan kalma Tekvin kitabında yazılıdır. Tanrı Yahve bakar insanlığın yaptığı kötülük çok, aklı fikri kötülükte, insanı yarattığına pişman olur ve onları yok etmeye karar verir. Nuh tufandan önce Yahve’nin talimatlarını izleyerek, büyük bir gemi yapar ve yeryüzündeki tüm hayvan çiftlerini gemiye alır. Yeryüzünde tek kurtarılacak iyi insanlar ise, her nedense, kendisi ve ailesidir. Diğer insanların hepsi günahkardır. Dünyadaki canlılar yok edilir ve tufan sonrasında Nuh’un oğulları insanlığın ataları olur. 



Resim3: Hz. Nuh ve gemisi. Bu minyatürde de görüldüğü gibi yeniden doğuş ve türeyiş ile ilgili mitlerde,  Galaktik Merkez etrafındaki takımyıldızların ikonografik sembolleri resimlenir. Ejderha, yılan, sular, hayat ağacı-çiçeği daima ön plandadır. Kadim öğretilerde, Galaktik Merkez yaşamın başladığı ve bittiği yer olarak düşünülür.
 
Türk minyatürlerine baktığımızda Hz. Nuh’un gemisinin baş kısmında “Ejderha” figürü dikkat çeker. Mitlerde “Tufan” çoğunlukla ejderha ile ilişkilendirilir.
 
Kitabı Mukaddes’te olduğu gibi Sümer mitlerinde de Kral Ziusudra, Tanrı An ve Enlil’in aldığı kararla, bir tufan ile insanlığın yok edileceğini duyar.  Ziusudra da bir gemi yaparak hayvan çiftlerini gemiye alır. Aynı mit Gılgamış destanında da anlatılır. Tufandan sonra, Tufanın olmasına sebep olan günahkar insanlar  ile birlikte  eski dünya yok olur ve yeni bir dünya yaratılır. Su günahlardan arındırır.
 
Eliade’ya göre, tüm dünya mitlerinde tufan, ejderha ile bağlantılı görülür. Kahraman Ejderhayı öldürerek parçalar ve evren “Kaos” olarak düşünülen Ejderhanın “Parçalarından” yaratılır.  Kainatın yaratılması için, ejderhanın “Kurban” edilmesi gerekir. Tıpkı Sümer mitlerindeki Tanrı Marduk’un Ejderha Tiamat’ı kurban etmesi ve onun parçalarından evreni yaratması gibi.
 
Dünya mitlerinde, Zeus Typhon’u, Marduk Tiamat’ı ve İndra Vritra’yı öldürür. Tüm bu kozmik ejderhalar aynı zamanda Tufan ile ilişkilidirler. Evrenin tekrar yaratılması için ejderhanın ya da canavarın öldürülmesi, yani “Kurban” edilmesi gerekir.



Resim4: Neo-Assyrian, M.Ö. 900-750 Elinde şimşek sembolleri olan Tanrı Marduk. Marduk Jüpiter gezegenidir ve Simgesi Ejderhadır. Tiamat tek boynuzlu ejderha şeklinde düşünülmüş, elbette evreni ve yaratılışı ifade eder. Ejderha çiziminin Hz. Nuh’un gemisine benzemesi de ilginçtir. Sular Hayat Suyu ile ilişkilidir ve Ejderha Evrenin cisimleşmiş sembolüdür. Bu resimdeki ikonografiler, Galaktik Merkez ve etrafındaki takımyıldızlara gönderme yapar.
 
Enlil ve Yehova’nın ilk insanı yarattığı gibi, Tufan sonrasında da yeni jenerasyon bir insan ırkı yaratılır.
 
Esasında dünyanın yaratılışı da kozmik sularda başlar. Sular tüm varoluşun kaynağı, dünyanın temeli, bitkilerin özü, ölümsüzlük iksiridir. Su öteki elementler arasında, onu tercih eden kutsal ruhun ikametidir. Canlı varlıkları yaratma emrini ilk alan sudur.  Su  hem yok edici hem de yaratıcıdır ve ritmik yaşamın simgesidir. Mitolojilerdeki “Tufan Simgesi” yeniden doğuş ve yaratılışın tekrarı teması ile alakalı kullanılmıştır.
 
Arkaik insan düşüncesine göre zaman çizgisel değil döngüseldir ve her yıl dünya yeniden yaratılır. Her yıl yaratıldığı gibi Kozmogonik Çevrim adı verilen büyük döngüler de vardır. Bir Aztek söylencesine göre 4 unsurdan her biri, bir çağda tufan meydana getirmiştir. Birinci çağ su unsuru ve su tufanıyla, ikinci çağ hava unsuru ve rüzgar ile, üçüncü çağ toprak unsuru ve depremlerle sona ermiştir. Dördüncü çağ hala devam etmekte ve ateş unsuru ve alev ile yok olacaktır.



Resim5: 1500 yılına ait Aztek söylencelerindeki Tufan ve Tanrılara verilen kurbanlar.
 
Türk mitolojisinde de Tufan anlatısı vardır. Tanrı Ülgen, sonsuz sular üzerinde uçarken, ağzından çıkan sözcükler ile yeri ve göğü yaratır. Aşağı sulara bakar, “Yaratılsın Yer” der. Bu şekilde Sulardan toprak çıkar ve yer yaratılır. Sonra yukarı bakar ve “Yaratılsın Gök” der. Sonra gök bezenir.
 
Dünyaya destek olması için de 3 balık yaratır. Bu balıklar dünyanın iki yanında ve biri de tam ortada durur. Ortadaki balığın başı kuzeye dönüktür ve  tufan bu balığın yönünü değiştirmesi ile olur.
 
Dünyayı taşıyan balık söylencesi ya da yer altında ve denizin dibinde bulunan balık vb yaratıklar, Türk mitlerinde de vardır. Altay mitlerinde Abra ve Yutpa adında ejderhavari iki balık yer altındaki büyük Bay Tengis’te (Deniz) yaşar. Potanin tarafında derlenen Tuva söylencelerine göre, yeryüzü bir kurbağanın üzerinde durur. Anlatıya göre eski zamanlarda bu kurbağa kımıldamış ve Ulu Talay yani büyük deniz dalgalanmış ve tufan olmuş. Bu anlatıdan da anlaşılacağı gibi kurbağa sular ile ilişkilendirilen bir Ay hayvanıdır. 



Resim6: Orta Asya Şaman giysisi. Gömleğin sağ ve solunda Abra ve Yutpa İkonografisi. Türk Altay mitolojisinde denizde yaşadığı düşünülen iki Ejder-Yılan Abra ve Yutba’dır. Şamanlar bunların tasvirlerini kendi giysilerinin üzerinde taşırlar. Buryatlar süt gölünün ortasında bulunan hayat ağacına sarılı vaziyette, abra ve yutpa’nın yaşadığını düşünürler. Burasu Tufan’ın başlangıç yeri de olan Galaktik Merkezdir.
 
 
Yayık Han, tufan, ulu deniz, ulu ırmak anlamında da kullanılmıştır. Türkler büyük denizler için “yayık su” deyimini kullanır. Yayık Han, coşup taşan ve kabaran suların ruhu sayılır ve yeryüzündeki suların ona ait olduğu varsayılır. Yayık Han’ın tufanla da ilişkisi vardır.
 
Tuva Şamanları “Ak Eren” ismini kullanır. Yayık büyük tufandan sonra gökyüzüne çıkıp Ak Yayık adını alır. Güney Altaylılar ona “yaratıcı” ve “gök oğlu” adını vermişlerdir. Tölösler “koruyucu” adını verir. Ülgen’in oğlu veya kızı olarak da düşünülür. Yayık sözcüğünün kökü “Parçalayarak Kurban Vermek” anlamına gelen “Yay” ile ilişkilendirilir. Mitolojik bir varlık olarak kocaman bir ejderha görünümündedir.
 
Eliade’ya göre kocaman bir ejderha görünümünde olan Yayık  “Tufan Prensi” ‘dir. Ve yine Eliade’ya göre; Ejderhalar deniz canavarının, karanlık kozmik suların, gecenin ve ölümün, şekilsiz ve hayali olanın, henüz bir biçime sahip olmayan her şeyin simgesi olan “İlksel Yılanın” örnek figürüdür. Evren ve insanlık nasıl sudan yaratılmışsa, Tufan ile birlikte bir yok oluş ve yeniden yaratılış söz konusudur.
 
Campbell’a göre; tufan, (sonsuz sular ya da hayat suyu) evrenin simgesel döngüsünün merkezi yani Galaktik Merkezden çıkar. Bu merkezi kaynağın altında Ejderhanın ya da kozmik yılanın başı vardır. Yaşam ağacı yani evren bu noktadan büyür. Tepesinde Güneş kuşu Kartal vardır köklerinden hayat suyu akar.
 
Evrenin simgesel döngüsünün merkezi, kıpırtısız bir nokta gibi görünen Samanyolunun Merkezi yani Galaktik Merkezdir. Burası Samanyolunun dönme merkezidir. Yani Karadelik. Bilim insanları karadeliği, “Yıldızların Yaratıldığı” ve “Yıldızların Öldüğü” yer olarak kabul eder. Yani “Hayatın” başladığı ve son bulduğu yerdir. Arkaik insanlarda bu “Merkezi Noktayı” aynı şekilde tanımlamışlardır. Galaktik merkezin etrafında bulunan takımyıldız ve yıldızları önemsemişler ve onlara “Yaratılış” ile ilgili çeşitli anlamlar yüklemişlerdir. Yay, Akrep, Terazi ve Yılancı Takımyıldızları Türk kozmolojisinde “Ejderha Takımyıldızları” olarak bilinir. Türkler de dahil pek çok kültürde, çeşitli İkonografiler ile resimlenmiştir.
 
Sayısız mitolojide yılanlar ve ejderhalar suların bekçileridir. Ejderhalar suyun ruhudur. Denizler, göller ve ırmaklar onların yaşam alanlarıdır. Yağmur yağdırır ve şimşekleri onlar gönderir.
 


Resim7: Samanyolu Galaksisinin merkezi noktası Galaktik merkezdir. Etrafındaki Takımyıldızlar, eski Türk Kozmolojisinde Ejderha takımyıldızı olarak geçen, Terazi, Akrep, yaya ve Yılancı Takımyıldızlarıdır. Galaktik merkezden çıkan suların Tufan yarattığı düşünülür. Bu sular Hayat Suyu düşüncesi ile bağlantılıdır ve Tufanda olduğu gibi, Hayatı yeniden başlatır. Hayat Ağacı da buradan büyür ve ağacın tepesini Kartal bekler. Kartal bu merkezin üzerinde uçan,  “Kartal Takımyıldızını” ifade eder.
 
Bu anlatıların dışında iki Tufan Mitolojisi daha vardır. Biri Atlantis diğeri ise Mu kıtası ile ilgili anlatılardır.
 
Platon'a göre Atlantis, "Herkül Sütunlarının ötesinde" yer alan, Batı Avrupa ve Afrika'nın birçok kısmını fetheden ve Solon'un zamanından 9000 yıl önce (yaklaşık MÖ 9500) Atina'yı fethetmeye çalışan, ancak başarılı olamayıp bir gecede okyanusa batan bir uygarlıktır.
 
Mu Kıtası ile ilgili söylenceleri derleyen ise İngiliz subay ve araştırmacı, James Churchward’tır. Churchward, Tibet ve Hindistan’da Rahiplerden derlediği anlatıları ve Mu kıtası ile bağlantılı gördüğü tabletleri bir araya getirdi. O’na göre kıta deprem ve tufan gibi doğal bir afet ile 12 000 yıl önce batmıştı.
 
Mitolojiler farklı kültürlerde ve farklı tarihlerde, yeniden biçimlendirilerek hayat bulur ve asla kaybolmaz.
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.