16.10.2018

AMERİKA’NIN DERDİ NE?

ABD, ikinci dünya savaşından bu tarafa Türk dış politikasın da çok önemli yer tuttu. Atatürk yaşamı boyunca, ABD ve İngiltere’ye mesafeli olmuş ve hep şüpheyle bakmıştır. Musul ve Kerkük’ün Türkiye’den koparılmasının baş sorumlusu İngiltere’dir ve rahmetli Atatürk İngiltere’nin önemini bildiği için çok kızmasına ve sevmemesine rağmen mesafeli bir şekilde ilişkisini kerhen sürdürmüştür. Ama, İnönü iktidarı, zorunlu olarak, savaş sonrası tehlikeyi atlatmak ve Rusya tehdidini bertaraf etmek için  ABD ve İngiltere ile ilişkilerini geliştirmek zorunda kalmıştır. Malum, merkez sağ, anti Komünist Demokrat Parti dönemi batı ve özellikle de ABD ile çok yakın ilişkiler kurdu ve bu ilişkiler inişli çıkışlı olarak hep devam etti, ama Türk-ABD ilişkileri kopma noktasına gelmediği gibi kamuoyunu da çok meşgul etmedi. İkinci Dünya savaşından sonra, Türkiye, ABD ile Kore savaşına katılıp Amerikan halkının ve devletinin sempatisi üzerine Türkiye NATO üyesi yapılmıştır. Ancak 1960’lı yıllardan itibaren irili ufaklı çeşitli krizler yaşanmıştır. Bunlara kısaca göz atacak olursak, 1962 Küba Krizi, 1964 Johnson Mektubu Krizi, 1974 Haşhaş yasağının kaldırılması Krizi, 1974 Kıbrıs Harekatı sonrası silah ambargosu Krizi, Türkiye’nin bu ambargoya karşılık olarak İncirlik ve diğer ABD askeri üslerinin kullanımını askıya alma Krizi, 1 Mart 2003 Tezkere Krizi, 4 Temmuz 2003 de Irak’ın Süleymaniye kentin de Türk Özel Kuvvetlerine ait askeri karargaha dostça girip Türk subaylarının başına çuval geçirme Krizi, 8 Ekim 2017 de, ABD İstanbul Konsolosluğun da çalışan Metin Topuz’un tutuklanması neticesin de ABD’nin Türk vatandaşlarına ABD’ye giriş vizesini askıya alma Krizi ve son olarak da 2 Ağustos ta çıkan Rahip Brunson Krizidir. Bu krizleri dikkate aldığımız da, bugünkü kriz çok da şaşılacak veya ender görülen bir olay olmadığı anlaşılacaktır. Ancak için de bulunduğumuz bölge sorunları, uluslararası konjonktür ve Türk – ABD ilişkilerinin geldiği kötü nokta ve iki ülke arasında ki güven krizi ilişkilerin daha öncekilere göre daha ciddi olduğunu söylemek mümkündür. ABD’nin Halkbank ve Rıza Zarrab tutumu ile Suriye de ki politikası ve YPG/PYD ile ilgili şüpheli davranışları, Türkiye’ye karşı dostça olmayan ve hatta Türkiye’ye müttefik gözüyle bakmadığı ve stratejik ortaklık ilişkilerinden vazgeçti sonuçlarını çıkartma noktasına gelindiği söylenebilir. İki ülkenin bu noktaya gelmesinde AKP iktidarının büyük rolünün olduğu muhakkaktır. Türk ulusal çıkarlarından ziyade, ideolojik siyasi İslamcı politikalar, İsrail ile gereksiz çatışmalar, Mısır, Libya, Filistin ve Suriye politikaların da İsrail ve ABD karşıtı politikalar ve kombinezonlar içine girme neticelerin de, Türkiye başta ABD olmak üzere batılı ülkelerle ters düştü ve çıkarlar ayrıştı. ABD, Trump gibi popülist birisi tarafından yönetiliyor. Türkiye de öyle, dolaysıyla dış politika iki sübjektif yaklaşımı zor kaldırır, birisi sesini yükselttiğinde diğeri sesini keserse, sırasıyla popülizm yapılabilir, ama ikisi aynı anda yaparsa sorun çıkar, Brunson krizinde olduğu gibi. AKP, iktidarı geri adım atacaktır. Trump ülke de fena halde sıkıştı, Kasım ayında senato seçimlerinin yanın da Rusya’nın seçimlere müdahalesi Trump’ın başını ağrıtacak gibi gözükmektedir. Trump büyük destek aldığı ülkenin yoksul ve dindar kesiminin hoşuna gidecek hareketler yapmak zorundadır. AKP’nin karşısın da bu kez kendisine benzeyen biri var, dolaysıyla geri adım atmak zorundadır. Zira AKP yönetimi, Mart ta yerel seçimlere alttan almak zorunda olduğu işleri acilen bitirmek zorundadır. Bu nedenle Brunson krizi kısa sürede bitecektir, endişe etmeyiniz.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.