21.01.2018

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN FRANSA ZİYARETİ

Uluslararası ilişkilerde, günümüz koşulların da, devletlerin birbiriyle görüşüp konuşmaları zorunludur. Tarafların bu ikili görüşmeleri, politik, diplomatik, kültürel, sportif veya ekonomik konularla ilgili olabileceği gibi, farklı nedenler için de mümkündür. Bunlar, bölgesel, uluslararası sorunlar, işbirliği, arabuluculuk veya barış amaçlı da olabilir. Devletler arasın da ki görüşmelerin uluslararası diplomatik ve hukuki kuralları vardır. Bunlara ilave olarak tarihi teamül ve gelenekleri de vardır. Görüşmelerin mekanı olarak, görüşen ülkelerden birinde olabileceği gibi üçüncü bir ülkede de olabilir. Bugün yaygın usul, hem zamandan hem de parasal harcamalardan kaçmak için uluslararası platformlarda örneğin DAVOS toplantısı gibi veya uluslararası zirveler de NATO veya İslam Konferansı Örgütü gibi uluslararası platformlarda ikili veya çoklu görüşmeler sıkça yapılmaktadır. Görüşmelerin mekanı veya şekli nasıl olursa olsun mutlaka taraflardan birinden teklif gelir veya üçüncü bir ülke veya ülkelerin inisiyatifiyle görüşmeler olur. Bir ülkenin yöneticisi bir başka ülke yöneticisine, sizinle önemli bir hususu görüşmek üzere sizi ülkenizde ziyaret etmek istiyorum da diyebilir. İkili veya çoklu görüşmelerde iki türlü ziyaret olur, birisi bütün protokol ve ritüellerin uygulandığı devlet ziyaretidir. Diğeri ise törensiz basit bir iş görüşmesi şeklinde yapılır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 5 Ocak 2018 tarihin de Fransa ya günübirlik, resmi olmayan bir iş ziyareti yapmıştır. Bu ziyareti kim istedi ve hangi şekil de oldu bilmiyoruz. Ancak, görüşmelerde ki gündem konuları ve yapılan anlaşmalara bakarsanız, Fransa’nın bu ziyaretten bir hayli kazançlı çıktığı muhakkaktır. Öyle anlaşılıyor ki, Fransa, görüşmeler de hiçbir taahhüt altına girmemiştir. Erdoğan, Fransa devlet başkanına Avrupa Birliği, Suriye ve Kudüs konuların da iş birliği önermiştir. Macron, ziyaret öncesi Fransız basınına verdiği demeçte ve Erdoğan ile yaptığı basın toplantısın da çok açık bir şekil de, Erdoğan yönetiminin, insan hakları, kişisel özgürlükler, hukuk devleti ve demokrasi gibi hassas konular da, Avrupa Birliği normlarından uzaklaştığını, dolaysıyla Erdoğan yönetimine, bu sorunlar düzeltilmeden yardımcı olamayacağını belirtmiştir. Türkiye de tutuklu, gazeteciler, akademisyenler ve avukatlar olduğunu ve bunların terörist olmadıklarının altını çizmiştir. Bu tespitlerin de haksız veya haklılığından ziyade, Fransız devletinin bu tutumu kullanması önemlidir. Fransa, doğuda ve batı da, Erdoğan’ın köşeye sıkıştığını, ekonominin iyi gitmediğini, Türkiye’nin geleneksel dostlarıyla ABD, Almanya ve orta doğu ülkeleriyle ciddi sorun yaşadığını, bir yıl sonra kritik seçimlerin başlayacağını çok iyi bilmekte ve bu durumu da kullanmaktadır. Hiçbir şey vermeden, Türk Hava Yolları 30 uçak siparişi ve hava savunma sistemleri alımı anlaşması yapmıştır. Milyarlarca dolarlık bir sipariştir. Ayağına gelen kısmet buna denir. 4 milyon Suriyeli mülteciye bakmakta ve AB ile yapılan 3 milyar avroluk anlaşmaya uymayan AB ve Fransa ya tek kelime söylenmemiştir. AB ile ilgili en ufak bir umut vermemiştir. Fransız basını, şimdiye kadar olmadık bir şekil de eleştirmeler yapmıştır. Ancak ilginç bir nüans gözlerden kaçmadı. Bu eleştiriler cumhurbaşkanı Erdoğan ve yönetimine yapılmıştır. Türk halkı ve Türk devletine karşı olumsuz bir yaklaşım olmamıştır. Bilakis Türkiye’nin Avrupa içinde kalmasının gerekliliği ve Türk halkının Avrupa’nın bir parçası olduğu vurgulanmıştır. Netice olarak, Erdoğan’ın batıyla barışmak istemesi kötü bir şey değildir. Ancak o kadar kırıp dökmüş ve o kadar anti demokratik ve İslamcı bir imaj çizmiştir ki, batı halkları ve yönetimlerinin edindikleri Erdoğan önyargısını kırmaları zor gözükmektedir. 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.