26.04.2018

ANKARA ZİRVESİ Mİ SAVAŞ SÖYLEMLERİNİ TETİKLEDİ?

 

4 Nisan 2018 tarihinde Ankara da, Rusya ve İran liderlerinin katılımıyla Suriye Zirvesi gerçekleştirildi. Zirve’de, Suriye de ki çatışmaların sona erdirilmesi, barışın tesisi ve Suriye'nin toprak bütünlüğü vurgusu yapıldı. Tam da bu sırada ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’den çekileceklerini açıkladı. Ancak ABD’de her zaman olduğu gibi başkana rağmen dış politikayı yönlendiren üst akıl devreye girdi ve çekilme yönündeki iddiaları dedikodu olarak nitelendirdi. Son birkaç günden beri Trump’ın savaş ilanı twitleri ve hemen de vurabiliriz, vurmayabiliriz de şeklinde tutarsız söylemleri ile ABD donanmasına ait uçak ve savaş gemilerinin Akdeniz’e gönderildiği haberlerini görmeye başladık.

Asıl soru evet gerginlik vardı ama ne oldu da bir anda savaş atmosferi yaratıldı?

Geçen hafta Türkiye-Rusya-İran liderlerinin el sıkışması bu durumu tetiklemiştir. Bu ittifak, Batı’ya karşı bir duruş olarak algılanmakla birlikte özellikle ABD için Türkiye’yi bölgedeki jeopolitik ihtiyaçlarından dolayı kaybetme kaygısı yaratmıştır. Her ne kadar Türkiye’yi bu üçlü ittifaktan koparmaya çalışmak isteyecekse de hâlihazırda Türkiye’yi kırmızıçizgileri ile test etmek suretiyle zorlamaktadır.

Peki, neden Türkiye-Rusya ve İran bir araya geldi?

ABD’nin Suriye’yi parçalamak ve Türkiye dahil olmak üzere Ortadoğu ülkelerinin sınırlarını yeniden dizayn etme niyeti bu ülkeleri rahatsız etmiştir. Tek neden bu olmamakla beraber her devletin bölgesel beklentisi de bir araya gelmelerini sağlamıştır. Bu beklentilere kısaca bakacak olursak Rusya, Suriye'de askeri varlığını muhafaza etmek ve Ortadoğu'ya açılmak isterken İran, bölgedeki Şii etkinliğini korumak ve Lübnan Hizbullah’ına desteğini devam ettirebilmek amacıyla Suriye'ye önem vermektedir. Öncesinde IŞİD'in bölgede örgütlenmesi ve yayılması, sonrasında da Kürtlerin bağımsızlık girişimi yönündeki toprak kazanımları Türkiye'nin deyim yerindeyse kırmızıçizgilerini ihlal etmiştir.
Bu ittifak, Orta Doğu'da güvenliği sağlamak bakımından önem taşıdığı gibi Ortadoğu’daki politikalara da farklı bir boyut kazandırmıştır.

ABD’nin bölgede (Afganistan dahil) gözle görülür güç kaybının telafisi ve İsrail’in güvenliğinin sağlanması bölgede kaosa neden olmaktadır. ABD ve Batı, geçmişten gelen alışkanlıkları gereği işgal edecekleri bölgeye bir gerekçe yaratmak suretiyle operasyon düzenlemişlerdir. Buna en iyi örnek, Irak’ta Saddam Hüseyin'i kitle imha silahları depolamakla suçlayarak müdahaleyi meşru hale getirmeleriydi. Şimdi de aynı planı Suriye için uygulamaya koymuşlardır. Suriye’nin Duma kentine yönelik gerçekleştirilen kimyasal saldırının Suriye rejimi tarafından yapıldığı iddia edilerek görüntüler servis edilmiş olsa da henüz ispatlanamamıştır. Ancak, BM tarafından da tespit edilen Suriye’deki muhaliflerin elinde benzer kimyasal gazlar olduğu ve üretiminin yapıldığı gerçekliği de göz ardı edilmektedir. Suriye rejimi, son gelişmeler doğrultusunda böyle bir saldırıya ihtiyaç duyacak durumda değildir. Söz konusu bölgeyi zaten terör örgütlerinden temizlemiştir.

Her ne kadar ABD, insan hakları ve demokrasi aldatmacası ile savaş ilanı söylemlerini kullanmış olsa da tam anlamıyla bir savaş olması mümkün görünmemektedir. Askeri yığınak yapıldığı dikkate alındığında bir saldırı yapılacağı söylenebilir ancak kara savaşı yerine füze saldırısı şeklinde olabilir. ABD, aslında Rusya’nın tepkisinden de çekinmektedir. Çünkü Irak Savaşı’nda ki konjonktürel durum ile bugün ki durum çok farklı. Rusya daha önce kendi iç sorunları ile ilgilendiğinden bölgeye uzak kalmıştı. Şimdi fiili olarak ben de buradayım mesajını vermektedir. İran, Hizbullah ve Şii milisleri ile varlığını göstermektedir. Suriye’nin Irak’taki durumdan farklı olarak bir ordusu ve hava savunma sistemi hala etkin durumdadır.

ABD’nin savaş söylemleri İngiltere ve Fransa tarafından da destek bulmuştur. Her iki devletin bölgeyi Sykes-Pickot Anlaşması paylaşarak sömürgeleştirdikleri düşünüldüğünde şaşırılacak bir durum olmadığı görülebilir. Almanya ise, Rusya ile önemli ticari ilişkileri olduğu için destek verme konusunda çekimser kalabilir.

Bölgede yaşananlar İslam dünyasının parçalanmışlığının bir sonucudur. Türkiye-Rusya-İran arasında gerçekleştirilen işbirliği genişletilmeli Çin, Irak, Lübnan, Ürdün ve hatta Suriye’yi de içine alacak bir ittifak kurulmalıdır. Kuşkusuz bugün içinde bulunduğumuz coğrafyanın konjonktürel dönüşümleri bunu gerektirmektedir. 

Sonuç olarak her ne kadar diğer güçler kendi eksenlerinde bir oluşum içinde bölgeyi şekillendirmeye çalışsa da Türkiyesiz çözüm olamayacağını da bilmektedirler. Çünkü Türkiye'nin, Osmanlı döneminden beri hem bölgeyi hem de etnik yapıyı çok iyi tanımasından dolayıdır ki ne ABD ne de Rusya Türkiye'den vazgeçemez...

 

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.