24.05.2018

KUDÜS’E ATEŞ TOPU

ABD tarafından önce Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak kabul edilmesi ardından elçiliğini Kudüs’e taşıması ile Ortadoğu'nun göbeğine resmen bir ateş topu bırakılmıştır.
ABD Başkanı Donald Trump, seçim kampanyası sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşerek seçilmesi durumunda ABD'nin Tel Aviv'deki büyükelçiliğini, İsrail'in yıllardır en büyük planı başkenti olmasını istediği Kudüs'e taşıyacağını söylemişti. Aslına bakılırsa alınan bu karar yeni değildir. Şöyle ki, ABD yönetiminin, 1995'teki Kudüs Büyükelçilik Yasası'na göre İsrail'in başkenti Tel Aviv'deki büyükelçiliğini Kudüs'e taşıması öngörülüyordu. Ancak söz konusu yasa 21 senedir Bill Clinton, George W. Bush ve Barack Obama'nın başkanlık dönemlerinde her 6 ayda bir "ulusal güvenlik" gerekçesiyle erteleniyordu.  Söz konusu durum, dünyanın en sorunlu bölgelerinden biri olan Ortadoğu'da çözüm olasılıkları üzerinde iyimser bir hava estirmemektedir. Çünkü Kudüs sorunu, Filistin sorunuyla özdeşleşmiş haldedir.

Uluslararası arenada bütün ülkeler tarafından kabul edilmemesine rağmen, İsrail’in fiilî başkenti olan Kudüs neden önemlidir?

Kudüs, şehir olarak Bronz çağının başlangıcında ortaya çıkmış ve Kenaniler'in bir kolu olan Yebusiler tarafından kurulmuştur. Kudüs’teki kutsal mekanlar bu şehre ayrı bir önem vermektedir; Yahudiler için 2500 yıl önce sürgün edildikleri atalarının toprakları, Süleyman Mabedi’nin inşa edildiği yer, Hıristiyanların dinlerinin doğduğu kutsal topraklar, Müslümanlar açısından ise İslam’ın ilk Kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın bulunduğu kutsal şehirdir. Tarihsel olarak Filistin sorunu ve Kudüs meselesi 1917 Balfour Deklarasyonu’na kadar götürülebilir. Bu deklarasyon ve arkasından İngiliz Vekalet Yönetimi döneminde artan Yahudi göçleri sebebiyle Filistin yeniden yapılandırılmaya çalışılmıştır. Sürekli artan Yahudi nüfusu Filistinliler  arasında huzursuzluk yaratmış ve iki toplum arasında çatışmalara sebep olmuştur. Filistin sorununun II. Dünya Savaşı sonrasında Birleşmiş Milletler’e (BM) havale edilmesiyle, BM bünyesinde oluşturulan Filistin Komisyonu 1947’de Taksim Planını sunmuştur. 181 sayılı Genel Kurul kararı ile kabul edilen bu planda Filistinlilerin ve Yahudilerin haritada belirlenen sınırlar çerçevesinde kendi devletlerini oluşturmaları önerilirken, Kudüs öneminden dolayı uluslararası bir statüye kavuşturulmuştur. Ancak, 1948 Arap-İsrail savaşının Kudüs’ü, Doğu Kudüs ve Batı Kudüs olmak üzere ikiye bölünmesiyle bu statüsünü kaybetmiştir. 1967 Altı gün savaşı ile de İsrail, Kudüs’ün tamamını ele geçirmiştir. Her ne kadar uluslararası hukuka aykırı da olsa İsrail’in, şehri işgal ve ilhak etmesinin ardından çeşitli kanuni düzenlemelerle şehrin mevcut statüsünü bozmuş, yeni Yahudi yerleşim birimleri kurarak demografik yapıyı değiştirmeye çalışmış ve Araplara ait mülklere kamulaştırma yoluyla el koymuştur. İsrail’in Kudüs konusundaki önemli ve son adımı 1980 yılında İsrail’in başkenti olduğunu ilan etmesiydi. Her ne kadar bu karar BM Güvenlik Konseyi tarafından kınanmışsa da 1990'lı yıllarda ABD, Kudüs’ü başkent olarak tanıyabileceğine ilişkin açıklamalar yapmıştır.
ABD’deki Evangelistler de Kudüs’e ayrıca önem vermektedirler.

Evangelizm Nedir?

Evangelizm temelde, Protestanlığa dayanmakta ve Protestanlar da, Eski Ahit'e inanmaktadırlar. Yahudilere hizmet veya yardım etmek dini bir görev olarak algılanmaktadır.(Örneğin, İngiltere Protestan Anglikan Kilisesi)

Evangelistlere göre, Siyon Devleti kurulunca İsa gelecektir. Ayrıca, Yahudilerin Tanrı'nın seçilmiş halkı olduğundan yola çıkılarak, kutsal toprakların da Yahudilere ait olduğu ve Mesih'in gelişiyle birlikte bir dünya egemenliğine ulaşacaklarına inanmaktadırlar. Evangelistler için Ortadoğu, İsa'nın yeniden dirilişiyle yaşanacak olayların merkezinde yer almaktadır. Dolayısıyla İsa gelmeden burada hazırlık yapılmalıdır.

Uzun yıllardan beri ABD'yi, Hristiyan Siyonistler olarak değerlendirilen Evangelistler (G.W.Bush önemli isimlerdendir) yönetmektedir. Bu durumdan yola çıkıldığında, ABD tarafından Kudüs’ün durumuna müdahale daha iyi anlaşılabilmektedir. 
ABD (Evangelistler), inançları ve çıkarları gereği tüm yolların birleştiği Ortadoğu'ya gelmiştir ve kolay kolayda çıkmayacaktır. ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması kararında da görüldüğü üzere Büyük Ortadoğu Projesi içinde Büyük İsrail'i gerçekleştirme adına taşlar yerine oturmaya başlamıştır.

Sonuç

Ortadoğu’yu dizayn etme adına büyük bir savaşın habercisi olan önce İsrail tarafından Kudüs’ün başkent olarak kabul edilmesi kararı şimdi de ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı İslam dünyasında infiale neden olmuştur. Bu gelişmelerin yaşanmasında Arap devletlerinin kendilerini de ayrıca sorgulamaları gerekmektedir.  Aralarında iyi örgütlenememeleri, şahsi çıkar ve isteklerini dizginleyememeleri (Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, İsrail’i İran’dan daha yakın görmektedirler) sonucunda, bağımsızlık vaatleriyle aldatılmalarının cezasını dün olduğu gibi bugün de çekmektedirler. Söz konusu devletlerin tek taraflı demeçler vermekten sakınmaları gerekmektedir. Aksi takdirde kaynayan kazan Ortadoğu’da var olan savaşın daha da yayılmasına sebep olabilirler.

Çarşamba günü toplanacak Arap Birliği’nden etkili bir sonuç çıkacağını düşünmüyorum. Çünkü görüldüğü üzere sadece Türkiye, Filistin ve Kudüs konularında çok hassasiyet göstermiş ve bu konular üzerinde ne yazık ki, menfaatleri doğrultusunda geçici ve günlük çıkarlara göre hareket eden Arap Devlerinden daha kararlı bir tutum takınmıştır.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Neriman Önder1 hafta önce
canım çok anlaşılır yalın yazmışsın kalemine sağlık öpüyorum