21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü “Suriyeli Sığınmacılar Çalıştayı”ndan özel notlar…

Geçtiğimiz haftasonu 21. Yüzyıl Türkiye enstitüsü tarafından Ankara’da “Suriyeli Sığınmacılar ve Türkiye’ye Etkileri” başlığı altında önemli bir çalıştay düzenlendi.

İYİ Parti Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş, İYİ Parti Aksaray Milletvekili Ayhan Erel, Sözcü Yazarı Ümit Zileli, Doç. Dr. Barış Doster, Prof. Dr. İskender Öksüz, Prof. Dr. Yelda Hatice Ongun, İYİ Parti Genel İdare Kurulu Üyesi Binnur Karadağlı ve Berna Biçer, İYİ Parti Genel İdare Kurulu Üyesi ve Türkiyem TV Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Ünser, İYİ Parti Strateji , İletişim, Propaganda ve Tanıtımdan Sorumle Başkan Yardımcısı Adem Taşkaya, Yeniçağ Yazarı Selcan Taşçı Hamşioğlu, İYİ Parti Genel Başkan Danışmanı Gazeteci Vedat Yenerer, İYİ Parti Kurucular Kurulu Üyesi Seyit Yücel gibi akademi, siyaset ve medya çevrelerinden pek çok kıymetli isim çalıştay kapsamında bir araya geldi.

“Bu çalıştayın amacı Suriyelilerin ülkelerine nasıl döneceklerinin araştırılması”

​Programın açılış konuşması İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, tarafından gerçekleştirildi.

Özdağ konuşmasında düzenlen çalıştayın önemini şu sözlerle ifade etti:“Türkiye’de 2011 yılından itibaren birçok çalıştay düzenlendi. Fakat bu çalıştayların tamamında aranan soru ve cevap Suriyelilerin, Türkiye’ye nasıl entegre olacağıyla ilgiliydi. Bu çalıştay diğer çalıştaylardan ayrılma niteliği taşıyor. Bu çalıştayın amacı Suriyelilerin ülkelerine nasıl döneceklerinin araştırılması olacak”.

Türkiye’de olan Suriyeli sığınmacıların, Türkiye için oluşturduğu tehdidin birçok boyutu olduğunu fakat en önemlisinin demografik yapısını değiştirerek Türkiye’nin milli kimliğine zarar geleceğini aktaran Özdağ, “Bundan 20 yıl sonra bir başka millet Anadolu coğrafyasında yaşamaya başlayacak eğer geri döndürülmezlerse” dedi.

Konuşması esnasında geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Suriyelilerin yüzde 65’i Misak-ı Milli sınırları içerisinden geliyor” sözlerine de değinen Özdağ, “Birkaç gün önce İçişleri Bakanı “Suriyelilerin yüzde 65’i Misak-ı Milli sınırları içerisinden geliyor” dedi. Dediği doğru Suriye’nin kuzeyinden geliyor çoğu ve Suriye’nin kuzeyinden gelen bu nüfus Türkiye’ye aktarılırken Suriye’nin kuzeyinde de Arap etnik duvarının kalkması bir Kürdistan’ın, PKK’lıların boşaltılan alana yerleştirilmesi daha kolay oluyor” ifadelerini kullandı.

Öncelik Türkiye’nin milli menfaat ve bekası

Yaklaşık 8 saat süren çalıştay 6 farklı uzmanın konuştuğu toplam iki oturumdan oluştu. İlk oturumda 21. Yüzyıl Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi Nilgün Saryal’ın “Suriyeli Sığınmacılar ve Demografik Projeksiyonlar”, İYİ Parti Stratejik İletişim Merkezi Başkanı Yiğit Karakış’ın “Seçmenlerin Suriyelilere Bakışı” ve 21. Yüzyıl Enstitüsü Ekonomi Danışmanı Erman Diçel’in “Suriyeli Sığınmacıların Ekonomiye Etkileri” sunumları yer aldı.

Öğleden sonra gerçekleşen ikinci oturumda ise 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Emekli Kurmay Albay Cahit Armağan Dilek “Suriyeli Sığınmacıların Türkiye ve Suriye’de Yaratacağı Güvenlik Tehditleri”, Gazeteci, Yazar Bahadır Selim Dilek “Afganistan-Pakistan, Lübnan-Suriye Örnek Olayları Üzerinden Sığınmacı Sorunları” ve 21. Yüzyıl Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Ali Işıner Hamşioğlu tarafından “Avrupa ile Kıyaslama ve Hukuki Statüleri Bağlamında Suriyeli Sığınmacılarla İlgili Neler Yapılmalı” konularına ilişkin sunumlar gerçekleştirildi.

Sunumların esnasında katılımcılar sık sık söz alarak Suriyeli sığınmacılar meselesine ilişkin önemli tespitlerde bulundu ve çözüm önerileri tartışıldı. Suriyeli sığınmacılar konusunun Türkiye’nin milli menfaat ve çıkarları esas alınarak pek çok farklı boyutuyla değerlendirildiği çalıştay, bu yönüyle bir ilk olarak gerçekleşti.

Prof. Dr. İskender Öksüz: “Suriyeli sığınmacılar meselesi federasyon isteyenlere yol açıyor.”

Milli Stratejik Araştırma Kurulu Başkanı Prof. Dr. İskender Öksüz, çalıştaya ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Suriyeli göçmen, Suriyeli sığınmacı konusunu çeşitli yönleriyle inceleyen bir çalıştay yapılıyor. Ekonomik yönüyle, siyasi yönüyle, efendim Rus politikası yönüyle. Benim Suriyeli sığınmacılar meselesinin bir egemenlik problemi olduğu ve federasyon isteyenlere yol açtığı görüşündeyim.”.

Milli Düşünce Merkezi Genel Başkan Yardımcısı Hakan Paksoy ise şu ifadeleri kullandı: “Suriyeli sığınmacı sorununun Türkiye’nin stratejik yazgısı olduğuna dair toplumda bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Diğer sorunlar gibi, yaşanan tabi felaketlerde, kaza gibi, terör gibi sanki ülkemizin kaçamayacağı mutlaka başımıza gelmesi gereken bir yazgı gibi sunuluyor. Bu tamamen yanlıştır. Bu yanlış politikaların aksine Türkiye’deki uluslaşmanın, Cumhuriyeti kuran milli üniter devletin çözülmemesi için bir yöntem olarak görüyorum.”

Prof. Dr. Yelda Hatice Ongun : “Bu çalıştay bir ilktir.”

Katılımcılardan Prof. Dr. Yelda Hatice Ongun ise çalıştay ve Suriyeli sığınmacılar meselesine ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Bugüne kadar Suriyeli sığınmacılar konusunda çok fazla çalıştay yapıldı, konferanslar düzenlendi, makaleler çıktı. İki sene evvel biz de Başkent Üniversite’si olarak, bölüm olarak böyle çalıştay düzenledik. Bizim düzenlediğimiz çalıştayın başlığı AB – Türkiye ilişkileri ve Suriyeleri sığınmacıların etkisi” şeklindeydi. Bildiri kitabı da birkaç gün sonra çıkacak. Biz kendi projemizde o proje şöyleydi, hem bürokrasi ayağı olsun, hem akademi ayağı olsun hem de şey sivil toplum ayağı olsun istedik.

Ümit Özdağ Hocanın da kapanış konuşmasında söylediği gibi aslında bugüne kadar meseleye sığınmacılar cephesinden bakıldı. Türkiye’ye ekonomik, hukuki, sosyolojik ve siyasi etkileri masaya yatırılmadı. Dolayısıyla bugünkü çalıştay bu açıdan ilktir önemlidir, dikkate değer. Sivil toplum örgütleri şimdiye kadar dediğim gibi farklı bir cenahtan baktılar. Bundan sonra belki bu cepheden de bakılması faydalı olacaktır.

Konu bu çalıştayda çok boyutlu değerlendirildi, ekonomik etkileri değerlendirildi, yani şimdiye kadar yani Suriyeli sığınmacılara 40 milyar dolar harcandığı söylendi, bu harcanmasaydı, bu sığınmacılar hiç gelmeselerdi, bu para ülkede kalsaydı ne olurdu. sorusuna cevap arandı. onun dışında mültecilik meselesi ne demek, sığınmacılık ne demek hukuki boyutuyla kavramlar tartışıldı. dolayısıyla hatta, örnek yerlere bakıldı, Pakistan, Lübnan ve Afganistan örnekleri üzerinden Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye olası etkileri ne olabilir bunun üzerine bir sunum vardı. Güvenlik boyutu Cahit Aarmağan Dilek tarafından dile getirildi ve Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de yarattıkları demografik yapılar üzerinde de Nilgün hanımın güzel bir sunumu oldu. Dolayısıyla faydalı bir çalıştay oldu, hayırlı olsun güzel oldu.”

“Toplumun bu konuda daha çok bilgilendirilmesi bir bilinç oluşturulması gerekiyor”

Konuşmacılardan “Suriyeli Göçü” kitabının yazarı, Gazeteci Bahadır Dilek, çalıştayın sonlanmasının ardından Haberayyıldız ekibine özel olarak şu değerlendirmelerde bulundu: “Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de yarattığı sıkıntıyı daha iyi anlamak için iki örnek önem taşıyor. Bunlardan bir tanesi Filistinlilerin Lübnan’a geçişi, 1948’den sonra yani İsrail’in bağımsız olmasından sonra.

İkincisi 1979’daki Sovyet işgalinin ardından Afganların Pakistan’a sığınması. İki örnekte de gerçekten şunu görüyoruz: Sığınmacılar ülkenin dokusuna, dokusunu hedef alıp, o dokuyu büyük ölçüde tahrip ediyorlar. Yani Lübnan iç savaşının en önemli nedenlerinden biri Filistinli sığınmacıların Filistinli örgütlerle bir olarak ülkenin, ülkedeki siyasi dengeleri bozması. Arkasından çok ciddi bir savaş yaşandı. Lübnan örneği böyleyken Afganistan örneğinde de Pakistan’a kaçan Afgan sığınmacılar, 30 yıl içinde ülkenin dokusunu tahrip ettiler. Medreselerde cihatçı olarak yetişiyorlar, Afganistan’a gidip savaşıyorlar.

Bu sırada da Pakistan’da da Afganlar ülkenin dokusunu da tahrip ediyorlar. Ülkeyi de radikalleştiriyorlar. Ülkedeki medrese sayısı onlarca kat artıyor. Şuanda sayıyı Pakistan hükümeti bile bilmiyor kayıt altına bile alamıyor. Burada yetişen cihatçıların önemli bir bölümü, tamamına yakını daha doğrusu, Afganistan’a gidip savaşıyorlar. Teröre karşı, dünyadaki terörü bulup insan kaynağını da oluşturuyorlar.

Suriyeli sığınmacılar konusunda dikkatle incelenmesi gerektiğini düşünüyorum ben. Türkiye’nin de benzer sorunlarla karşı karşıya kalmaması için bence bunun bir an önce önlemini alması gerekiyor.”.

Dilek çalıştayı şu sözlerle değerlendirdi: “Türkiye’de ilk konuya Suriyeli sığınmacıların çerçevesinden bakan çok sayıda panel sempozyum çalıştay yapılıyor, ama mesele bu değil, mesele Türkiye’nin çıkarlarını gözeten Suriyeli sığınmacılara yönelik yaklaşım, insan haklarının dışına çıkmadan, daha rasyonel biçimde Türkiye’nin çıkarlarını öne alan ilk çalıştay olması açısından önemsiyorum.

Bu çalıştayın devamının gelmesi, toplumun bu konuda daha çok bilgilendirilmesi bir bilinç oluşturulması gerekiyor. Başka türlü olursa ülkenin birçok açıdan sıkıntıya düşeceğini düşünüyorum. o yüzden bu çalıştayın devam niteliğindeki çalıştayların önemli olduğunu düşünüyorum”

21. Yüzyıl Enstitüsü önümüzdeki günlerde gerçekleştirilen çalıştayda çıkarılan sonuçları ve katılımcıların çalışmaları bir sonuç bildirgesi haline getirerek kamuoyuyla paylaşacak. Enstitü “Suriyeli Sığınmacılar ve Türkiye’ye Etkileri” kapsamında pek çok çalıştay daha düzenleyerek Türk toplumunu bu konuda “gerçek rakam” ve verilerle bilgilendirmeye devam edecek.